İncelemeler
Hoşgeldiniz...
Assassin’s Creed Revelations İnceleme

Assassin’s Creed Revelations İnceleme

Yazar: Kalof Tati24 Şubat 2016

Ben Desmond Miles. Roma’da yaptığım şeyden dolayı artık sadece yorgun değilim. Merak ve nefret doluyum. Abstergo o uyduyu göndermeye çalışmasaydı, biz Apple’ı aramasaydık… Yüzyıllar boyunca süregelen bu çatışmayı değiştirmek zor gibi geliyor. Öyle mi gerçekten? Yoksa PoE’ler benim düşündüğümden de mi güçlü? Bildiğim tek bir şey var o da artık burada hapis durumunda olduğum.

Size Altair Ibn-La’Ahad ve Ezio Auditore’nin vedasını yazıyorum.

Hikaye kısmını buraya yazardım ama vurucu bir son olmasını istediğim için oyunun oynanışından başlıyorum. Öncelikle Eagle Vision alıştığımız üzere E tuşunda değil, Assassin’s Creed Revelations‘da V tuşuna taşınmış ki bu biraz kafa karıştırıcı. E tuşuna ise bomba, fırlatma bıçağı ve pistol taşınmış. Evet yanlış duymadınız bomba dedim. Yusuf Tazim ve İstanbul assassinleri tarafından çokça kullanılan bombaları kullanmayı ve yapmayı öğreniyoruz.

Pek çok türde bomba var ve hepsinin kullanışı farklı. Mesela Tripwire Bomb var ki bu düşmanınız üzerine bastığında patlayan bir tane. Dikkat dağıtıcı ve zarar vericiler var. Bir tanesinde kuzu kanı kullanarak düşmanlarınızın dikkatini dağıtıyorsunuz. Kutulardan ve düşmanlardan çıkan malzemeler ile istediğiniz karışımı yapabilirsiniz. Brotherhood’daki Borgia Tower’a benzer olarak Assassin Den’ler var ki bunlar biraz daha aktif. İçlerinde Bomba Yapma Masaları bulunuyor ve Assassinlerinizi Master Assassin yapıp buraya yerleştirebiliyorsunuz. Can sıkıcı bir şekilde siz burayı aldığınızda Bizanslılar geri almaya çalışacak ve sürekli ama sürekli saldırı olacak ve bir süre sonra amaaan boşver diyeceksiniz.

Brotherhood’daki Assassin yönetiminde birazcık değişimler var. Assassin’lerimizi gene Guard öldürmeye çağırabiliyoruz fakat bu defa onları yurt dışına ufak görevler için göndermiyoruz. Templarların elindeki şehirleri almaya çalışıyorsunuz. Ayrıca Assassinleriniz Level 15 olunca bir grup Master Assassin görevi yapıyorlar Ezio ile beraber. Bunlar daha çok Assassin’s Creed Revelations multiplayer karakterlerinin hikayeleriyle ilgili oluyor. Ayrıca Ziplinler ve Hookblade’ler eklendi. HookBlade iki parça… tamam tamam.

Kanca şeklinde bir hidden balde olan Hookblade Ziplinlerle çatılar arası gezmeyi ve daha hızlı tırmanmayı sağlıyor. Headquarter’ımız çok daha detaylı ve güzel olmuş. Tütsüler var her yerde. Nargileler var, ayrıca çok iyi bir kütüphanesi var ki siz görev yaptıkça kitap buluyorsunuz ve ressamlar değil kitapçılar var İstanbul’da. Masyaf Kapadokya ve İstanbul gene muhteşem yansıtılmış. Yolda kitap taşıyan birine çarpıp o kitaplarını düşürünce “Onları almak için kaç akçe ödedim biliyor musun?” diye bağırması.

Amcaların ve teyzelerin bir şey çalınca size Hırsız demesi, uzaktaki bir annenin kızı Zeynep’e seslenmesi… Ubisoft Montreal’i sevmemin en büyük nedenlerinden biri de bu. Şehir yaşıyor adeta. Assassin’s Creed Revelations’dan tek şikayetim var; Ayasofya şu andaki haliyle yansıtılmış, halbuki o zamanlar camiydi. Jasper Kyd gene muhteşem çalışmış. Şunları yazarken Rev.’in Soundtrack’ını dinliyorum ve her nota kendimi canlı hissettiriyor. Şimdi gelelim Assassin’s Creed Revelations hikayesine.

Assassin’s Creed Revelations İnceleme

Unutulanlar efsane değildir. Ve biz unutmayacağız…

Onların yanındayım. Bu neyi değiştirir ki? Desmond komada. Apple kilitli. 16 olayı tekrarlanıyor. Clay… Clay yakalanmasaydı her şey daha değişik olabilirdi. Ama olan oldu. Tek yapmam gereken Desmond’u güvende tutmak. Gerisi Ezio’ya kalmış. Ve Altair’e.Desmond o küçük kazanın sonunda komaya girmiş bir şekilde Animus’a bağlı kalmış durumda. Ve Animus onun zihnini Black Room adlı bir yerde korumaya başladı. Ve orada onunla aynı durumu (tam olarak aynı değil) yaşayan Clay Kazmareck Nam-ı Diğer Subject 16 ile karşılaştı.

Ezio’nun ona gösterecekleri olduğunu ve o hatıraları yaşamadığı sürece bedenine geri dönemeyeceğini açıkladı ve Desmond gene atalarının hafızalarında dolaşmaya başladı. Ezio bazı cevaplar arayarak Masyaf’a gitmişti. Onu orada bekleyenler ise Templar’lardı. Uzun kavga dövüşlerin sonunda Ezio kaçmayı başardı, bir gemi buldu ve İstanbul’a gitti. Yolculuğunda Sofia Sartor isimli güzel bir İtalyan kadın ve Süleyman isimli zeki bir genç ile karşılaştı. Haliç, Leonardo’dan ismini sürekli duyduğu Haliç’te indiğinde onu Yusuf Tazim isimli biri karşıladı.

Zeki güçlü ve komik bir Türk’tü bu. Ayrıca Osmanlı Assassin’lerinin başıydı. Gözlerini Galata Kulesi ve Haliç’ten alamıyordu. Leonardo hep “Haliç’e bir köprü yapacağım Ezio” derdi. “Sadece suyun üzerinde duracak. Sadece karalarla bağlantısı olacak” Bunun nasıl mümkün olacağını anlamıyordu Ezio. Ama hayatı kafa karışıklıklarıyla geçmişti ve bunu sonraya bırakmaya karar vermişti. Yusuf iyi bir adamdı. Ona İstanbul Assassin’lerinin kullandığı aletleri vermiş HQ’larında bir yer vermiş ve Altair’in anahtarlarını araması için ona yol açmıştı. Tabi bunların karşılığı olarak beraberce Bizanslılardan korumaları gerekiyordu Medeniyetlerin Birleşim Noktasını.

Süleyman aslında sandığı gibi bir talebe değil bir prensmiş. Türklerin dilinde şehzade. Ama sorunları varmış. Babası yurtta değilmiş ve amcası Ahmet güvenilir biri değilmiş. Ezio ona akıl hocalığı yapmaya başlamıştı. Elbette aklı kadar silahları da emrindeydi. Altair’in Anahtarları sadece kütüphanenin anahtarları değil onun hafızalarının da anahtarlarıydı. Sofia Sartor bir kitapçıydı. Zeki ve güzeldi. Ezio onun arkadaşlığından memnundu. Ayrıca bildiği diller onun anahtarları aramasına yardımcı oluyordu. Gerçekten onun varlığı Ezio’yu rahatlatıyordu. Ama Altair, Ezio da Desmond’da Altair’in hatıralarıyla aşırı yakından ilgileniyordu. Ezio onu sadece en büyük Mentor olarak bilirken Desmond onu büyük büyük büyük… dedesi olarak biliyordu.

Onun hatıraları hüzün ve bilgelik doluydu. İkisi de merak içerisindeydi. Assassin olmanın sonu buydu çünkü. Tehlikeli Bilgelik ve Can yakan hüzün. Ezio Süleyman’a yardım ettikçe aslında ikisinin arayış ve amaçlarının iç içe olduğunu keşfetti. Uzun bir yolculuk ve arayıştan sonra Sofia’nın eşliğinde. Kütüphanenin kapısında anahtarları yerleştirdiler ve kapı açıldı. İçeride hiçbir şey yoktu onun haricinde. Eski bir dostun. 500 yıl boyunca orada beklemişti Altair. Zamanı dolmuştu ama o beklemişti. Son Anahtarı verebilmek için.

Ve Apple’da anahtarın içindeydi. Sadece alınması gerekti. Ama Ezio reddetti. Bir kişi için, bir hayat için yeterince yaşamıştı. Ve Desmond’a seslendi. Onu bulmuştu. Biliyordu orada olduğunu. Ona bütün bilgeliğini verdi, hatta dünyada ki bütün bilgeliği verdi belki de. Ve gitti. Artık zamanı dolmuştu. Veda etti ve gitti. Ezio Auditore’nin hikayesi burada bitmişti. Altair Ibn-La’Ahad’ın ki ile aynı anda. Ama Desmond’un hikayesi yeni başlıyordu. Uyandı. Efsanelerde bitti böylece. Gerisi sadece beklemek.

İncelemede Son Sözler

Assassin’s Creed Revelations incelemesi ile bir yazımızın daha sonuna geldik arkadaşlar. Oyunu kısaca değerlendirecek olursam; artı yönlerini İstanbul, muhteşem hikaye ve sondtrack, Yusuf Tazim; eksi tarafları olarak ise Ezio’nun sonu olması ve Kapadokya’da deniz (!?) olarak sayabilirim.

Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
100%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...