İncelemeler
Hoşgeldiniz...
Blues and Bullets Oyun İncelemesi

Son zamanlarda oynadığım oyunların genel teması “Potansiyel nasıl harcanır” olduğu için Blues and Bullets oynamaya biraz korkmuştum diyebilirim. Hikaye ve seçim odaklı bir dedektiflik oyunu, hem de 1950’lerin ortamında geçiyor. Kulağa ne kadar güzel gelse de beklentilerimi düşürmek için kendimi adeta zorlamam gerekti. Pek başarılı olmadım ama neyse.

Blues and Bullets “A Crowd of Monsters” isimli bir grubun üçüncü eseri. Diğer oyunları iOS platformda “Sugar Kid” ve Xbox One’da “Funk of Titans” hiçbiri hava olarak Blues and Bullets’ı andırmıyor doğrusu. Oyun Unity oyun motoru ile yapılmış. Life is Strange gibi episode temelli bir oyun, şu an ilk bölümü çıkmış durumda.

Dedektif oyunlarının genel olarak hikaye anlatımı ve gidişatı zordur, çünkü karakterle oyuncunun aynı şeyleri aynı anda düşünmesi ve oyuncunun dedektiflik yapmasına izin verip bunu karakter ile desteklemek gerekir. En başta da hayal kırıklığı beklememin sebeplerinden biri buydu, bu bağlantıyı kurmak zor olduğu için genellikle dedektiflik oyunları oyuncuyu dedektif gibi düşünmeye itemeyebilir. Bu da oyunun kişi için anlamsız olmasına sebep olur.

Oyunu kısaca özetlemek gerekirse, Blues and Bullets 1955’te geçen hikaye odaklı bir dedektiflik oyunu, oyun içinde yaptığınız seçimler ve kişilere olan tavırlarınız kaydediliyor. Önümüzdeki bölümlerde de etkili olacaklarını düşünüyorum.

Ana karakterimiz Eliot Ness dedektiflik ekibinden ayrılmış ve kendisine “Blues and Bullets” adlı bir küçük lokanta açmış. Son bir iş için çok beklenmedik birisi için çalışması gerekiyor. Baştan uyarmam gerekiyor ki oyunda kan ve bayağı ağır suç alanları var, midesi hassas olanlar dikkat etsin derim, bu incelemede hassas içeriklerden bahsedeceğim ama resim vermiyorum.

Blues and Bullets Oyun İncelemesi

Blues and Bullets Hikayesi:

Hikayeye en başta derinlemesine bakmazsanız içinde çok klişe malzemeler olduğunu fark edebilirsiniz. Bu malzemelerimizin içinde bir davaya kendini çok adadığı için karısının terk ettiği dedektiften tutun da bu dedektifin ayrılmasına rağmen “Son bir iş” için geri dönmesine kadar birçok dedektif hikayesi malzemesi var. Bu klişe malzemeler ile ilgili söylenmesi gereken ise ne kadar iyi kullanıldıkları.

Ana karakterimizin yaptığı bu davranışlar hikayenin gidişatında gayet doğal bir biçimde oluşuyor. Örneğin Eliot’un dedektifliğe geri döndüğü bölümde geri dönme tavrını seçebildiğiniz gibi geri dönmesi size cidden de mantıklı geliyor, o son işi alması kararını destekliyorsunuz, en azından bana öyle oldu.

Kısacası klişe elementler görünse de “A Crowd of Monsters” ekibi bunları çok güzel kullanmış ve bence hikayeye daha çok katkısı olmuş.

Oyunun içinde sürpriz karakterlerimiz de var. Blues and Bullets’ta gördüğünüz bir kısım şeyleri ya biliyor olacaksınız ya da isim aşinalığı tutacak. Bunlardan bir tanesi oyun içinde gittiğiniz bir yer, Hindenburg oteli. Siz sormadan söyleyeyim, o Hindenburg düşündüğünüz zeplin olan Hindenburg ama bir otele çevirilmiş, havada bir otel. Bir yerlerde de A.Ryan görüyorsunuz, şehir için çok emeği geçmiş olan. Bana bir Bioshock göndermesi gibi geldi. Başarılı yapılmış, ne çok köşede kalmış ne de göze sokulmuş.

Blues and Bullets hikayesinin ilk beş dakikasında garip bir zindan görüyorsunuz, içinde uzun bir Azrail kostümlü birisi geziyor. Bir anda ne oluyor burası ne derken kontrolünüze küçük bir kız çocuğu veriliyor. Yan hücredeki başka bir çocuğun size uzattığı tel ile kendi kilidinizi açmaya çalışıyorsunuz. Onu açtıktan sonra diğer çocuğa yönelecekken bir anda kapıdan sesler geliyor. Bir seçim yapmanız gerekiyor ya diğer çocuğa yardım edeceksiniz ya da kaçacaksınız.

Aldığınız karardan sonra oyun devam ediyor, hikayenin geri kalanına pek girmeyeceğim. Kayıp çocukların oyunda büyük bir rolü olacağını anlamak gayet kolay. Blues and Bullets’ın hikayesi bölüm bölüm işliyor, son zamanlardaki hikaye tabanlı oyunlarda kullanılan bölüm sistemi kendi içinde avantajları ve dezavantajları olan bir sistem. Avantaj olarak hikayenin daha çabuk gelişmesini, bizim bu gelişmelerden daha çabuk haberdar olmamızı sağlıyor, bölüm bölüm olmasa tam oyun belki de 2016-2017 gibi çıkardı.

Aynı zamanda geliştirici takımın hikayeye olan ilgiyi ölçmesi ve kitlesi üzerinde bilgi edinmesi ve tecrübelenmesini sağlıyor. Bu da sonraki bölümlerde kalitede artış demek. Dezavantajların içinde ise hikayeyi bir bütün olarak oynamak için yine beklemeniz gerektiği. Bölüm bölüm oynayınca oyuncunun kafasında kopukluk yaşanabiliyor, özellikle de bölümlerin arasına fazla zaman konulursa.

Bunun yanında revizyona daha az yatkın bir sistem bu, üçüncü bölüm hazırlanırken ilk bölüme bir eklenti düşünüldüğünde bu gerçekleştirilemeyecek. Ben hikaye yazılarımda sürekli değişiklikler yaptığım için bana ters gelse de bu “A Crowd of Monsters”ın hikayenin hatlarını önceden belirlemiş olması olasılığını göz ardı edemiyorum.

Kısaca Blues and Bullets’ın hikayesi şu ana kadar gayet hoşuma gitti, iyi yazılmış, oyuncuyu da dışlamıyor. Tek kafama takılan bölüm sistemi ki aslında sektörde bir normal olmuş bu sistem. En başta kendinizi hikayenin içine biraz tepetaklak atılmış gibi hissetseniz de tüm bağlantılar çok güzel açıklanıyor. En azından çoğu, sonuçta gelecek bölümlere de biraz bırakmak lazım.

Blues and Bullets Atmosfer:

Hikaye tabanlı olmanın yanında 1955 Amerika’sında geçen bir oyun olan Blues and Bullets, atmosfer önem listemizde çok üst sıralarda. O dönemin hakkını vermek pek de kolay değil. Blues and Bullets ne yapmış bakacağız.

Blues and Bullets Müzikler:

Öncelikle müziğe bakarsak dedektiflik klasiği üzgün yağmurlu havaya çok yakışan şarkılar var. Özellikle piyano ve keman odaklı parçalar benim çok hoşuma gitti. Yerine göre sakin yerine göre hareketli müzikler gayet iyi seçilmiş. İspanyol şarkıcı İza’nın seslendirdiği ana tema parçası ise gayet güzel. Fakat atmosfer işini müzikten çok görüntü üstlenmiş diyebilirim çünkü tema olarak en belirgin kararlar grafik olarak alınmış. Bu yanda müzik ne kadar iyi olsa da grafikler kadar öne çıkmıyor.

Müzikler ne kadar iyi olsa da grafikler kadar öne çıkmıyor.

Blues and Bullets Grafikler:

Blues and Bullets’ın atmosferinde grafikler çok büyük yer tutuyor. AC Chronicles: China incelememde de söylediğim gibi benim için grafikler atmosferi ne kadar iyi yansıtabildiklerine göre iyi veya kötü olurlar. Bir oyunun grafikleri istediği kadar 4K kalitesinde süper olsun, oyunun atmosferini yansıtamıyorsa değersizdir. Blues and Bullets grafikler açısından kesinlikle göze çarpan bir oyun.

Oyundaki grafikler gayet güzel, insanın gözüne rahatsız edici gelmiyor, abartılı değil. Dikkat çeken bir olay renk paleti. Oyunumuz neredeyse siyah beyaz. Dikkat ettiyseniz neredeyse diyorum çünkü oyun içinde siyah beyaz spektrumun dışında bir renk daha var. O renk de kırmızı.

Suç mahallindeki kandan gittiğimiz yerlerdeki kırmızı kumaşlara kadar bayağı da kırmızı görüyoruz. Bunun yanında etrafınız gayet güzel görünüyor ve kendinizi orada hissediyorsunuz. Hindenburg’a çıktıktan sonra Eliot gibi yüksekten korkabilirsiniz dikkat edin.

Yazının başında da belirttiğim gibi suç mahalleri pek de hoş değil, elinizde basit cinayetler yok. Kan dışında vücuda yapılan bazı hoş olmayan şeyler de var. Bunlar hem sözlü anlatılıyor hem de sonuçlarını görebiliyorsunuz, mideniz kaldırmıyorsa dikkat edin derim. Blues and Bullets atmosfer açısından gayet başarılı ama bunu ileriye müzikten çok grafik götürüyor.

Blues and Bullets Oynanabilirlik:

Blues and Bullets’ın hikaye odaklı bir oyun olduğu ve aksiyona yönelik olmadığı için oynanabilirlik ne kadar biraz arka planda olsa da yine de önemli bir şey. Oyunda kullandığınız kontroller hiç karmaşık değil. Hareket için genel tuşlarınız var, etraftaki ilgimizi çeken şeylerle etkileşim için bir tuşumuz var ve herhangi bir seçim yapmamız gerektiğinde hangi tuş ile hangi seçimin yapılacağı size söyleniyor.

Yüz yüze dövüşler için “Quick Time Event” sistemi kullanılıyor yani ekranda çıkan tuşlara basmanız gerekiyor. Oyun içinde silahlı çatışmalar da var ki onlarda da hareket etmiyorsunuz. Bir siperden tüm düşmanları ateş ederek öldürdükten sonra sonraki sipere geçiyorsunuz.

Blues and Bullets’ta oynanabilirlik biraz ilginç. Çünkü oyunun hem en güçlü hem de en zayıf yanlarını içeriyor bana göre.

Sabırsız bir oyuncu olarak ilk sıkıntım herhangi bir hızlanma tuşumuz olmamasıydı. Tabii ki düşününce mantıklı geliyor, sonuçta milyar dolarlık bir otelin lobisinde koşturmayacağız. Özellikle dikkat çekmememiz gereken zamanlarda, ama en azından bir tuş ile adımlarımızı azıcık hızlandırabilsek güzel olurdu ya da karakter biraz daha hızlı olsaydı. Karakterimiz bana biraz yavaş geldi doğrusu. Bu oyunu biraz daha sakin yapsa da aynı zamanda biraz daha gıcık hale getirebiliyor. Çok büyük bir sorun değil aslında.

Oyunda karşınıza birçok seçim çıkıyor, bazıları büyük bazıları küçük gibi görünüyor. Diyaloglardaki seçimler genel olarak karşınıza nasıl tür bir cevap olacağı yönünde çıksa da diğer RPG’lerin düştüğü tuzağa pek düşmemiş. Diğer RPG’lerde genellikle böyle seçenekler beklenmedik sonuçlara yol açabilir, oyuncu sakin bir cevap vermeye çalışırken karakterin sert çıkması tarzı bir durum pek de karşıma çıkmadı.

Sadece en baştaki bir konuşmada “Silence” seçeneğini seçince karakterimin sessiz kalacağını düşünürken aslında yandakine sessiz ol diye kızması beni şaşırttı. Bazı seçeneklerin zaman sınırı olması ayrıca gayet hoş olmuş. Kararlarımıza örnek olarak önceden belirttiğim diğer çocuğu kurtarmaya çalışmak ve lokantada gıcık bir müşterimizin özellikle istemediği acı sostan hamburgerine doldurmak gibi şeyler var. Oyun bitince oyunu oynayanların ne kadarı hangi seçimleri yapmış görünüyor.

Blues and Bullets’in en hoşuma giden tarafı her ne kadar şimdiye kadar bahsetmediysem de dedektiflik tarafı. Suç alanında ilerlerken ve delilleri değerlendirirken Eliot’un uzman bir dedektifin kafasından neler geçtiğini öğreniyorsunuz. Bununla kalmıyor adeta olayları Eliot ile birlikte çözüyorsunuz.

Blues and Bullets’in en hoşuma giden tarafı her ne kadar şimdiye kadar bahsetmediysem de dedektiflik tarafı.

Blues and Bullets, karakter ile oyuncu arasındaki bağı çok güzel oturtuyor ki bence dedektiflik oyunlarının genel olarak çöktüğü nokta burası, ya hikayede tüm işi karaktere yaptırıyorlar ya da oyuncuyu yalnız bırakıyorlar. Dedektiflik işimizi de suç mahallinde o klasik iğneli panolar üzerinden yapıyoruz. Sonra da Eliot suçun nasıl işlendiğini bir güzel anlatarak olayları gözümüzde canlandırıyor.

Oynanabilirlik konusunun üstüne daha da gidilebilir, ilerideki bölümler ile oyunun çok daha rahat oynanacağına inanıyorum. Şu an da durum aslında gayet iyi. Genel olarak Blues and Bullets değişik hikayesi ve dedektiflik oyunlarına değişik bakışı ile bayağı potansiyeli olan bir oyun ve bunu da iyi kullanıyormuş gibi duruyor. Benim gayet hoşuma gitti ve sonraki bölümleri heyecanla bekliyorum.

Künyesi
Yayımcı

A Crowd of Monsters

Yapımcı

A Crowd of Monsters

Çıkış Tarihi

23 Temmuz 2015

Platformlar

PC, XBox One, Linux ve Playstation 4

Oyun Türü

Macera, Dedektif oyunu

Oyun Motoru

Unity

ESRB Rating

MATURE 17+

Sistem Gereksinimleri

Blues and Bullets Minimum Sistem Gereksinimleri:

İşletim Sistemi: Windows 7 veya üzeri işletim sistemi,

İşlemci: Belirtilmemiş,

RAM: 4 Gb. ram miktarı,

Ekran Kartı: DirectX 9.0c destekli ekran kartı,

DirectX: DX 9.0c

Harddisk: 4 Gb. boş alan.

Puanlamalar
Editörün Puanı
Okur Puanları
Siz de Puanlayın
Oynanış
8.5
8.8
Senaryo
9.0
8.5
Grafikler
8.5
9.6
Ses ve Müzikler
8.0
8.3
8.5
Editörün Puanı
8.8
Okur Puanları
1 Oy
Oyladınız
Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
100%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...