İncelemeler
Hoşgeldiniz...
Crysis 3’ü İnceliyoruz
İnceleme

Crysis 3’ü İnceliyoruz

Yazar: 15 Nisan 2016

Bugün bir Crytek yapımı olan ve 22 Şubat 2013’te yayınlanan Crysis 3’ü inceliyoruz arkadaşlar. İncelemede “tek kişilik mod (hikaye ve oynanış), grafikler ve çokluoyuncu” konularını ayrı kısımlarda ele almaya çalıştım, eğer bir kısım ilginizi çekmiyorsa lütfen diğer bölüme geçiniz. İlk Crysis’in çıkışından beri Crysis’in senaryosunun en başından beri bir “uzaylı istilası”nı anlatan bir senaryo değil, politik ve askeri yönde bir senaryo olması gerektiğini söylemişimdir.

Bilim kurguyu çok severim, konu cidden bilim kurgu değil, sadece “nanosuit” olayının askeri ve politik bir senaryoya daha iyi uyum sağlayacağını, hatta tabir yerindeyse “cuk diye oturacağını” düşünüyorum. Crytek’tekin güzide yetkililerinin vizyonları en başından bu yönde miydi, yoksa “suya sabuna dokunmayalım” diye mi böyle bir konsepte yöneldiler bilemiyorum açıkçası. İster seriyi sevmeyen birisi olun, ister bir “Crysis fanatiği”, ilk oyunda Korelilerle savaştığımız kısımların ardından gelen uzaylılarla çarpıştığımız kısmın ciddi anlamda olayın tadını kaçırdığını inkar edemezsiniz.

Oysa politik ve askeri bir senaryo bana kalırsa Crysis’i tıpkı Metal Gear Solid gibi bir kült klasik yapabilirdi (MGS’nin hikayesi kadar derin ve ince ince örülmüş bir hikaye olmasına gerek bile yok, sadece bir sonraki adımda ne olacağını az da olsa merak etseydik keşke). Uzaylıların varlığının seriyle bir şey katmaktan ziyade seriyi boğduğunu ve uzaylıların fazlasıyla ” nano makineler yardımıyla istendiği taktirde kasları güçlendiren, derinin kalınlığını arttıran, veya optik kamuflaj sunan son teknoloji bir kıyafetle düşman avlamak” konseptinin dışında kaldığını düşünüyorum doğruyu söylemek gerekirse, şu ana kadar tüm Crysis oyunlarında ilgimi çeken kısımlar Nanosuit’in bir çok farklı özelliğini kullanarak insan düşmanlarla çarpıştığımız kısımlardı.

Şu noktayı açıklığa kavuşturalım: Crytek benim için başındaki adam Almanya’da yaşamış bir Türk olan oyun ve teknoloji üreten bir Alman firmasından başka bir şey değil. Ha Türkiye’de ofis falan açtılar, çok güzel şeyler bunlar gerçekten ancak firmaya gereken saygıyı gösterip tıpkı diğer firmaların oyunlarını nasıl inceleyip eleştiriyorsak, Crysis 3′ü de o şekilde inceleyip eleştireceğiz.

Crysis 3 Tek Kişilik Mod (Hikaye ve Oynanış):

Crysis 3′ün hikayesi, Crysis 2′nin kaldığı yerden devam ediyor ancak ilginç bir durum söz konusu: Oyunun hemen başlarında, ikinci oyunun başında kafasına ateş ederek kendini öldüren Prophet’i kanlı canlı bir konteyner gemisinde buluyoruz. Açıkçası kafa karıştırıcı bir durum ve oyunda tam olarka nasıl böyle olduğu hiç bir zaman anlatılmıyor, öğrenmek için azıcık araştırma yapmanız gerekiyor.

Crysis 2′nin sonunda Alcatraz Hargrave’e “They call me.. Prophet” (Türkçe’sinde “bana Prophet derler” diyordur sanırım) diyordu ya hani? Anladığım kadarıyla bunu demesinin sebebi Prophet’in bilincinin ve DNA kodlarının kendi Nanosuit’inin içinde kalması ve ikinci oyunun sonunda Prophet’in ölü Alcatraz’ın bedenini tamamen ele geçirmesi (Crysis 2′nin roman versiyonu Crysis: Legion da Alcatraz Crysis 2′den hemen sonra gayet bilincini taşıyor ve olanları CSIRA’ya anlatıyor ama hadi neyse, böyle kabul edelim artık).

Ancak oyunun başında Alcatraz nasıl Prophet’in yüzünü taşıyor onu anlayamadım, acaba nano makineler yüzü tekrar şekillendiriyor ve cilde pigment verip siyah olmasını mı sağlıyor (belki de Alcatraz da siyahidir gerçi, bilemedim şimdi)? Yani Prophet’in olayını anlayamadım ben gerçekten, zaten oyunun sonu da bu konuda bir acayip (anlaşılmaz değil, garip sadece, nasıl bir olayın o sonuca götürdüğünü anlamayadım).

Sonuç olarak, ana karakter Prophet. Gerisini de boşverin, içinden çıkılacak bir şey değil, hatta Crytek’teki elemanların ya da üçüncü oyunun senaryo yazarı Steven Hall bile tam olarak ne olduğunu bilmiyordur. Sadece bütün bu “Alcatraz Prophet olmuş” muhabbeti bilim kurgudan ziyade fanteziye kaçıyor biraz bana kalırsa, inceden bir retcon (hikayenin, önceki seride yer alan bir olay, hikaye arkı veya herhangi bir kısmı hiç olmamış gibi ilerlemesi) yapma çabası gibi geldi.

Hikayeyi en basit şekliyle Prophet’in dünyanın Crysis evreninin istilacı uzaylıları Ceph’lerin lideri Alpha Ceph tarafından yok edileceğine dair vizyonlar görmesi, Crysis 1′den tanıdığımız ve bana kalırsa aksiyon anlamında şimdiye kadarki en iyi Crysis oyunu olan Crysis: Warhead’in ana karakteri Micheal “Psycho” Sykes ile karşılaşması ve geri kalan asilerin yardımıyla CELL ve Ceph’lere karşı savaşması olarak özetleyebiliriz.

Oyunun senaryo ve karakterler anlamında en büyük sıkıntısı oyuncuya isterse önemseyemeyecebileceği ortalama bir hikayeyi önemsemeye, hissetmediği şeyleri hissettirmeye zorlaması: Herkes CELL ve Ceph’e inanılmaz bir nefret ve öfke besliyor, Prophet Alpha Ceph’i yok ederek dünyayı kurtarma derdinde ama ben dönen olayların, yazım kalitesinin öyle çok ilginç, ilgi çekici, nitelikli bir yanı olmadığı için bir türlü olayın içine giremedim ve tüm bunlar beni sadece deneyimden çıkarmaya, bir oyun oynadığımı hatırlatmaya yaradı. Bu tür oyunlarda karakter konuşabilir elbette ancak oyuncu ile oynattığı karakterin duygu ve düşünceleri arasında ortak nokta mutlaka bulunmalıdır, oyuncuya duygu ve düşünceler dikte ettirilmemelidir.

İlginç olan ise Crysis 1′in karakteri Nomad konuşuyordu ancak az ve öz konuşuyordu, Crytek bunu önceden yaptı ve bu işin nasıl yapılması gerektiğini biliyor yani. Sanırım Crysis 3′te “belki ortalama bir hikayeyi süper bir hikaye gibi anlatırsak ve karakterler de buna uygun reaksiyonlar verirlerse belki oyuncuları süper bir hikaye olduğuna inandırırız” diye düşünmüşler herhalde.

Ayrıca hikaye çok da derin ve uzun bir şekilde anlatılmıyor zaten, oyun boyunca hikaye anlatımı da dahil olmak üzere her konuda devamlı bir “bitse de gitsek” havası hakim ve sürekli bir konudan diğerine atlanıyor oyun süresince. Kaldı ki oyun önceki iterasyonların aksine zor modda 6-7 saat sürüyor, diğer bir deyişle dört saat önce tanıştığım, kişilik anlamında bir derinliği veya tanımlayıcı özelliği olmayan bir karakterin başına ne geldiğini önemsememi istiyor Crysis 3.

Her şeye rağmen yine de ilk iki oyundan daha iyi bir hikaye yaratmaya çalışmışlar ve bu konuda tebrik edilmeyi hak ediyorlar ancak ilk iki oyunda hikaye anlamında çok bir şey sunmayıp üçüncü oyunda derin ve duygusal bir senaryo yaratmaya çalışınca olmamış, bu tür seri oyunların ikinci ve üçüncü oyunları duygusal anlamda önceki oyunlardan fazlasıyla ekmek yer zira. Kaldı ki Crysis serisinin “uzaylı istilası” hikaye arkının gidebileceği çok da fazla bir yer yok ve bu durum kendini gösteriyor.

Hani, en yetenekli adamı bile yazar koltuğuna koysanız kaynak materyal zayıf ve yetersiz, dolayısıyla bundan “Crysis’in bizi olduğuna inandırmaya çalıştığı kadar” yoğun bir hikaye çıkması zor (zaten “Crysis 3′ün hikayesi iyi olacak” haberleri yayılmaya başladığı dönem “iyi de o kaynak materyalle ne kadar iyi bir hikaye yaratılabilir ki” diye düşünmüştüm). Ama keşke bu en iyi tabirle “ortalama” olan hikayeyi boğazımızdan aşağıya ittirmeye çalışmasalarmış, hiç gerek yokmuş buna.

CELL şirketinin hayatta kalan tüm insanları güç merkezlerine hapsederek çalışmaya zorlaması yüzünden ikinci oyundan bu yana New York bitki örtüsüyle, yeşillikleriyle, vahşi hayatıyla tam bir “urban jungle”a (ormana dönüşmüş şehir) dönmüş durumda ve gerçekten çok güzel arka planlar eşliğinde savaşmamıza olanak sağlamış. Evet, arkaplan dedim, doğru okudunuz: Crysis 3 ormana dönüşmüş bir şehirde geçiyor olabilir ama tıpkı Crysis 2 gibi genelde çok geniş olmayan, A noktasından B noktasına gittiğiniz düz oyun alanları içeriyor.

Crysis 1 gibi devasa alanlar beklediyseniz bu oyunda aradığınızı bulamayacaksınız zira dediğim gibi oyunun kent ormanı yalnızca tüm çatışmalara bir arkaplan görevi görüyor. Sadece son iki bölümde oldukça geniş alanlar söz konusu ancak oyunun diğer bölümleri öyle pek büyük değil ne yazık ki (bunun kötü bir şey olup olmadığı serinin önceki oyunlarından hangisini daha çok sevdiğinize göre değişir açıkçası ancak çoğu kişi Crysis 1′deki alanlar gibi büyük alanlar beklediği için beklenildiği gibi değil diyebilirim en azından).

Koşmanın artık Nanosuit’in enerjisinden yememesi ve eklenen yeni silahlar dışında oynanış ikinci oyundakinin birebir aynısı ancak oyun çıkmadan önceden de oldukça konuşulan ve neredeyse her tanıtım videosunda gördüğümüz “avcı yayı” ve bu yayın oyuna kattıkları dışında ikinci oyunun birebir aynısı. Bu kötü bir şey değil, Crysis 2′deki askerlerin yapay zekasının bir çok farklı taktik gerektirmemesi dışında oyunun taktiksel derinliği fena değildi bana kalırsa, bir grup düşmanı ortadan kaldırmak için bir sürü opsiyonunuz vardı (gerçi oyunun bir çok bölümü Nanosuit’in “cloak” (pelerin) modunu açarak ve belli bölgelerde enerjinin dolmasını bekleyerek tek bir düşmanı bile öldürmeden geçilebiliyordu ve bu durum aynen Crysis 3′te de mevcut ancak beni rahatsız eden bir şey değil bu).

Ancak o “avcı yayı” taktiksel derinliği çok fena arttıran bir şey, burası kesin. Yayın ne kadar fazla hasar vereceğini geriye çekme ayarınız belirliyor (eğer hızlı çekmeye ayarlarsanız kısa sürede bir sürü ok atabiliyorsunuz ancak bu oklar az hasar veriyor, en geriye çekmeye ayarlarsanız oku atmanız biraz sürüyor ancak daha fazla hasar veriyorsunuz, en dengelisi ikisinin ortası bana kalırsa ama duruma göre değişir tabi) ve yayla birlikte farklı tipte hasarlar veren toplam dört çeşit ok tipi kullanabiliyorsunuz.

CELL askerleri bir göletin içinde mi dolaşıyor? Elektrik okunu seçin ve gölün içine nişan alın, zamanlamayı doğru yaparsanız göldeki tüm düşmanları bir okla öldüreceksiniz. Bir helikopter sürekli tepenizde dolaşıyor ve size nefes aldırmıyor mu? İki termit uçlu patlayıcı ok havadan size ateş saçan düşmanlarınızın helikopterleriyle birlikte yere çakılmaları için yeterli olacaktır.

Karşınızda zırhlı bir düşman var ve elemanı tek bir darbede halletmek mi istiyorsunuz? Zırh delici oklardan birisi elemanı ödürmekle kalmayıp bir de uçarak geriye doğru gönderecek. Ayrıca tüm bunları yaparken cloak’unuzun (pelerin) bozulmadığını veya Nanosuit enerjinizin düşmediğini de söylemiş miydim?

Gördüğünüz gibi taktiksel anlamda okla yapabilecekleriniz sınırsız ve bir çok farklı kombinasyonu bir çok farklı durumda deneyebilirsiniz. Ancak oyunun bu derece güçlü bir silahın mermisini sürekli vermediğini, sık sık oklarınızı yenileyemediğinizi de belirteyim. Bu yüzden özellikle üst zorluk seviyelerinde hangi ok tipini nereye harcadığınıza dikkat edin derim.

Son olarak yapay zekadan da bahsedip Crysis dendiğinde akla gelen şeye, grafiklere geçelim. Yapay zeka her ne kadar ikinci oyundan iyi olsa da bir çok gerzek düşman burada da mevcut. Bölümlerden birisinde, bir grup askerin havalandırma deliğinin etrafında beklediğini gördüm. Yanlarına gittim, kıpırdamadılar. Dokundum, kıpırdamadılar. Bir süre durdum orada görecekler mi diye, tık yok, adamlar dönüp bakmıyorlar bile.

Birisini boğazından tuttum, diğerleri hala öyle duvara bakıyor, ateş açan yok hala. Öldürdüm, ikincisinin boğazına yapıştım ve o anda bir tanesi ateş etmeye başladı. Evet, bu tür abukluklar var ama yapay zeka ikinci oyundan iyi kesinlikle, en azından ben öyle hissettim. Bu sefer gerzekler ordusu gibi duvara bomba atıp kendilerini öldürmüyorlar en azından, bu da bir şey.

Genel olarak yapay zekayla çatışmanın zevk verdiğini ve karşınızda bir aptal sürüsü varmış gibi hissetmediğinizi söyleyebilirim ki bu da fazlasıyla yeterli zaten. Crysis 3′ün aksiyonu gayet sağlam bana kalırsa, oyunun tek kişilik kısmının tek sorunu siz ne olduğunu anlamadan bitivermesi.

Crysis 3 Grafikler:

Gelelim grafiklere ve görsel tasarıma. Bu kısımda Crysis 3 beklediğiniz üzere mükemmel, sadece antialiasing’i 1X açarak 1920×1200 çözünürlükte Very High ayarlarda oynadım oyunu ve öyle aham şaham bir sistemim yok (Intel i5 2400, AMD Radeon 6850, 8 GB DDR3 RAM, 1.5 TB 7200 RPM HDD’den oluşan bir sistemim var) ve oyunun ilk yağmurlu olan bölümünde partikülleri ve gölgeleri Low’a çekmek zorunda kalmak dışında oyundan gayet güzel, 20-30 FPS arası değişen bir performans aldım.

Çeşitli PC forumlarında oyunun bazı yüksek seviye ekran kartlarında sorunlar yaşattığından ve optimizasyonun kötü olduğundan dem vurulmuş ama ben kişisel olarak böyle bir şey yaşamadım açıkçası. Bunun yanında, oyun harika görünüyor cidden. Yani, gerçekten güzel. Hani ortalama bir makinanız varsa konsol yerine PC versiyonunu tercih edin derim zira gerçekten dağlar gibi fark var iki versiyonun arasında. Bakması, izlemesi zevk veren bir oyun Crysis 3, bir de setting ormana dönüşmüş şehir olunca tadından yenmiyor doyamıyor gerçekten. Görsel anlamda Crysis 3′ü çok beğendim ve benden “güzel gözükse bari” kısmında bir oyuna verdiğim ilk beş yıldızı kaptı bile.

Crysis 3 İnceleme

Crysis 3 Multiplayer:

Crysis 3′ün çokluoyuncu kısmı fazlasıyla Crysis 2′ye benziyor (ki kendisi Call of Duty’nin seviye atlamalı sisteminin perk’lerin ismi Nanosuit modülüne çevrilmiş hali) ancak eklenen yeni modlar ve değiştirilen çeşitli mekanikler var. Öncelikle artık çokluoyuncu sırasında Zırh ve Pelerin barlarınız ayrı, yani Pelerin kullanmanız Zırh’ı, Zırh kullanmanız Pelerin’i harcamıyor.

Aynı zamanda yeni gelen Nanosuit modüllerinin arasında herkes de varsayılan olarak gelen ve değiştirmeye çalıştığınızda “Artık zırhı kendiniz açmak zorunda kalacaksınız. Devam etmek istiyor musunuz?” gibisinden bir uyarı bulunduran Otomatik Zırh (Auto Armor) var. Adından tahmin ettiğiniz üzere bu mod hasar alınca zırhın kendi kendine açılmasını sağlıyor ve hasar alınca Zırh açma gerekliliğini tamamen alıp götürüyor.

Zaten Pelerin ve Zırh’ın enerji barları ayrı ve oyunun taktik derinliği ikinci oyuna göre gözle görülür oranda düşmüş, bir de üzerine Otomatik Zırh ile oyunu iyice “herkes oynayabilsin” mantığında yapmaya çalışmışlar gibi geldi. Yalnız herkes de Auto Armor olunca toplam üç değil, iki modül slotunuz olmuş oluyor zira bir çok oyunun Auto Armor almayarak rakiplerinize karşı dezavantajlı konuma düşmek isteyeceğini sanmıyorum. Hafiften Call of Duty 4′teki herkesin aldığı Juggernaut Perk’ünü andırıyor ancak CoD 4′teki Juggernaut’un karşılığı Stopping Power’a benzer bir Nanosuit modülü yok oyunda. Dolayısıyla etrafta bir sürü Auto Armor’ı olan ve görünmez olarak pusuya yatan oyuncular mevcut ve üzerlerine ateş edilirse de zırhları hasarı emiyor. Bir de üzerine haritaların fazlasıyla dikey olduğunu ve bol bol yukarıdan gözlem noktaları bulundurduğunu da düşünürseniz oraya buraya yatmayı seven arkadaşlara Crysis 3′ü kesinlikle tavsiye edebilirim.

Ancak yukarıda saydığım tüm mevzular çokluoyuncunun gayet eğlenceli ve vakte değer olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Tüm haritaların fazlasıyla dikey olması ve çıkılacak veya inilecek bir çok nokta barındırması aynı zamanda değişik çatışmalara ve farklı taktiklere de imkan sağlıyor. Açıkçası Crysis 3′ün haritalarını beğendim, iki üç tane direkt olarak tek kişilik kısımdan alınmış harita olsa da (ki bu kötü bir şey değil ancak özellikle çokluoyuncu için hazırlanmış haritalar çok daha iyi) genel olarak haritalar güzel ve oynaması zevkli.

İlk ve ikinci oyundan geri dönen ve yeni eklenen konvansiyonel silahların yanında Typhoon gibi saniyede 500 mermi atabilen teknoloji harikası bir yarı otomatik silah, yukarılarda bahsettiğimiz gizlilik bozmayan avcı yayı da çokluoyuncuya dahil edilmiş ve bu silahlar oyunun silah bağlamındaki taktiksel çeşitliliğini oldukça arttırıyor. Crysis 3′ün Halo, Quake ve Call of Duty’nin bir karışımı olarak tanımlayabileceğiniz çokluoyuncu modunun gerçekten kendine has bir tarzı olduğunu ve denemeye değer bir mod olduğunu belirteyim.

Crysis 3 Çokluoyuncu Oyun Tipleri:
  • Deathmatch: Neredeyse her çokluoyunculu FPS oyununda bulunan, bazı oyunlarda “Free-for-all” olarak geçen herkesin birbirine daldığı “kim kime dum duma” oyun modu bu.
  • Team Deathmatch: Yine bir çok FPS oyununda bulunan “takımlara ayrılıp birbirimizi gebertelim” tarzındaki oyun modu.
  • Capture the Relay: Takımların karşı takımın bayrağını alıp kendi üslerine götürmeye çalıştığı “Capture the Flag”in Crysis temasıyla süslenmiş olanı.
  • Crash Site: Takımların belli bölgeleri ele geçirip korumaya çalıştığı oyun modu. Bir çok oyunda “Domination” olarak geçiyor.
  • Spears: İki takıma ayrılmış olan oyuncular çeşitli bölgelerdeki “spear”ların yanına giderek o spear’ı ele geçiyorlar. Spear ele geçirildiği zaman oyuncular spear’ın yanında durmadan da puan kazanıyorlar. Aynı zamanda ele geçirilen bir spear yakındaki oyunculara koruma sağlıyor.
  • Extraction: Bir taraf güç hücrelerini alıp kaçırmaya çalışırken diğer taraf korumaya çalışıyor. 5 dakika sonra taraflar değişiyor.
  • Assault: Nanosuit ve tabanca/otomatik tabancalarla donanmış olan takım, üzerlerinde üniforma ve saldırı tüfekleri/pompalı tüfekler bulunan CELL görevlilerinden gizli bir şekilde çeşitli konsollardan bilgi indirmeye çalışıyor. Bir kere ölen bir daha doğmuyor ve izleyici olarak bir dahaki round’u bekliyor.
  • Hunted: Altı kişilik bir gruptan oluşan CELL askerleri, ellerinde avcı yayı taşıyan ve sonsuz pelerin enerjileri olan iki Nanosuit’li askere karşı koymaya, Nanosuit taşıyan askerler de zaman dolmadan CELL görevlilerini temizlemeye çalışıyor. Ölen CELL görevlileri “avcı” oluyor ve her bir ölüme avcı sayısı artıyor.

Eğer yeni aldığınız ve daha yeteneklerini konuşturamamış PC’nizle biraz “grafik mastürbasyonu” yapmak istiyorsanız Crysis 3 size istediğinizi verecek, bundan şüpheniz olmasın. Gerçekten harika görünen ve bence gayet yeterli optimize edilmiş bir oyun (ki yamalarla optimizasyon devam edecektir). Konsol portu olan çoğu oyunun görselleri Crysis 3′ün yanında gerçek anlamda bayağı bir basit kalıyor.

Eğer çokluoyuncu ise istediğiniz Crysis’in bir çok farklı oyunu birleştiren çokluoyuncu yapısı sizi hayal kırıklığına uğratmayacak. Ancak tek kişilik modda çeşitli taktiklerle adam avlamak ve/veya hikaye için buradaysanız, her ne kadar aksiyon sağlam olsa da oyunun kısa süresi ve en iyi tabirle “ortalama”yı geçmeyen hikayesi sebebiyle indirime girene kadar bekleyin derim.

Sonuç olarak; muhteşem grafikler, sağlam aksiyon ve bol çeşitlilik sunan bir çokluoyuncu modu crysis 3’ün güçlü noktalarıyken; en iyi tabirle “ortalama” bir senaryo, oyununun pek detaylı olmayan evreni yüzünden oyuncuyu içine çekememesi ve oldukça kısa oyun süresi Crysis 3’ü harika bir yapım, unutulmaz bir deneyim olmaktan alıkoyuyor.

Puanlamalar
Editörün Puanı
Okur Puanları
Siz de Puanlayın
Oynanış
9.0
9.5
Senaryo
9.0
8.5
Grafikler
9.5
9.0
Ses ve Müzikler
9.0
9.5
9.1
Editörün Puanı
9.1
Okur Puanları
1 Oy
Oyladınız
Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
100%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...