İncelemeler
Hoşgeldiniz...
Dishonored İnceleme

Gizlilik üzerine kurulu olan oyunları çok sevmem ancak “Bethesda’dan ne çıksa oynanır” sözü Dishonored’la birlikte doğruluğunu kanıtlıyor. Senenin bu döneminde çıkış yapacak büyük oyunlar yüzünden çoğu oyuncunun beklemediği bir oyun olduğunu düşünüyorum. Zaten öyle şaşalı duyurusu da yapılmamasına rağmen, oyunun gizlilik ve sessizlik öğeleri gibi büyük yapımların arasından sıyrılarak, oynanmaya değer bir oyun olduğunu hatta kimileri için klasik olabileceğini söyleyebilirim. Bakalım gizlilik içinde intikam peşinden koştuğumuz Dishonored nasıl bir oyun.

İntikam herşeyi çözer!: İmparatoriçe’nin baş muhafızı olan Corvo Attano, kendisine verilen görev bitince, veba içinde kıvranan Dunwall şehrine dönüyor. Biraz vakit geçirdikten sonra, Corvo’nun gözleri önünde İmparatoriçe bazı kişiler tarafından suikaste uğruyor ve İmparatoriçe’nin kızı Emily kaçırılıyor. Olay mahalinde sadece Corvo’nun kalmasıyla suç, Corvo’nun üstüne kalıyor ve hapse atılıyor. Altı ay geçtikten sonra isimleri belli olmayan bir grup arkadaşımız, kaçmamıza yardımcı oluyor. Bu dostlarımızın Corvo’nun hapisten kaçmasına yardım etmesinin nedeni, İmparatoriçe’yi Corvo’nun öldürmediğini bilmeleri, İmparatoriçe’nin ölümünden ve tahtın varisi olan Emily’nin kaçırılmasından sonra Lord Regent’ın sürdüğü zalimce hükmü durdurmak için Corvo’nun yardımını istemeleri . Hapisten kaçtıktan sonra ilk iş olarak hem tahtın varisi olması hem de Corvo’ya çok yakın olması nedeniyle Emily’nin izini sürüyor ve Lord Regent’ı tahttan indirmeye çalışıyorlar. Hikayenin tadı kaçmasın diye, inceleme için biraz daha farklı yazdığımı da belirtmek isterim.

Dishonored Oynanış: Oyuna girdiğimizde bizi oldukça hareketli ve arka planında Dunwall şehri bulunan bir ana menü bekliyor. Ana menüde farklı şeyler seçtikçe arkadaki görüntü de değişiyor. Bana Batman Arkham Asylum ve Arkham City’nin ana menülerini hatırlattı. Bir kaç ayar yapıp ve zorluğumuzu seçip maceraya başlıyoruz. Günümüzde rastladığımız çoğu oyun yüksek zorluk seviyelerinde bile rahatlıkla oynanabilirken, Dishonored’da, normal zorluk seviyesindeyken bile, bir kaç düşmanın arasına girdiğinizde, rahatlıkla ölebiliyorsunuz. Ölmeyip de sadece hasar alıp sağlığınız düştüğünde tekrar dolması, sadece belirli bir pasif güçle oluyor ve çok dolmuyor. Çok fazla düşerse iksir kullanmanız gerekiyor ki çok bulunmadığından idareli kullanmanız gereken bir şey. Daha rahat oynamak için düşmanlarınız tek olmadığı sürece bodoslama girmemeye dikkat edin ve gizliliğinizi kaybetmemenizi tavsiye ederim. Oyun zor olduğu kadar da özgür. Amacınıza ulaşmak için çok çeşitli yollar kullanabilirsiniz. Yan görevler de bu çeşitli yollardan biri. Sadece size bir ödül vermekle kalmayıp ana görevinizi kolaylaştırabilen sonuçlar da verebiliyor yan görevler.

Kaos: Oyunu, toplamda beş, on düşman öldürmüş olarak bitirebildiğiniz gibi önünüze geleni öldürmek ya da bayıltmak gibi bir yol da izleyebilirsiniz. Düşmanınızı bayılttınız ya da öldürdünüz, bu ikisinin arasında nasıl bir fark oluyor diye sorarsanız her bölümün sonunda toplam öldürdüğünüz düşman ve sivil sayıları gibi şeyler arttıkça şehrin genel kaosu da artıyor. Başka bir deyişle ne kadar çok düşman öldürürseniz, artan kaos sonucu daha fazla hastalıklı fare sürüleri, düşmanların aldıkları farklı önlemler ve geçen konuşmalarda ufak değişiklikler görebiliyoruz.
Dishonored İnceleme
Güçler, ekipmanlar ve geliştirmeler: Oyun içinde topladığınız kemik tılsımları ile kılıcınızı daha hızlı savurma, düşmanınızı daha hızlı boğma gibi pasif yetenekler elde edebilir, Rune’lar ile de güçlerinizi geliştirebilirsiniz. Pasif yetenekler ve kullandığımız güçler gibi, ekipmanlarımızı da oyunun başlarında tanıştığımız Piero isimli mucit sayesinde geliştirebiliyoruz. Sağda solda bulunabilen ya da kimi karakterlerden alınabilen tasarım planlarını Piero’ya götürdüğümüzde ise yine ödülümüzü biraz para karşılığında alabiliyoruz.

Dishonored’daki güçlerimizi ve silahlarımızı kısaca gözden geçirelim. Dördü pasif, altısı kullanılabilir olmak üzere Dishonored’da toplamda on adet güç bulunmakta.

Dishonored Aktif Yetenekler:

Blink: Kullanıldığında az mana yiyen, belirli bir mesafeye kadar ışınlanmamıza yarayan gücümüz. Çatılara tırmanmak ya da gölgeden gölgeye atlamak için çok ideal.

Dark Vision: Blink gibi az mana yiyen ve kullanıldığında geçici bir süre için Corvo’nun görüşünü geliştiren yetenek. Duvarların arkasından düşmanları görebilmeyi ve onların görüş açılarını görmemizi sağlıyor.

Devouring Swarm: Seçtiğiniz yerden hastalıklı fare çıkartan yetenek. Muhafızların dikkatini dağıtmak dışında pek bir amacı yok gibi duruyor.

Possession: Canlıların içine girip etrafta dolaşmayı sağlayan yetenek. Muhafızları geçmek, farelerin dolaştıkları yolları kullanmak gibi yararları var. Oyunun gizlilik mekaniğine çok katkısı olan bir yetenek. Olabildiğince çabuk açmanızı öneririm.

Bend Time: Bir süre boyunca zamanı yavaşlatmanıza yarayan yetenek. İkinci seviyeye getirdiğinizde zamanı durdurur.

Windblast: Ani rüzgar oluşturarak düşmanlarınızı sağa, sola fırlatmak için kullanabilir ya da kırılabilir durumdaki kapıları kırabilirsiniz.

Dishonored Pasif Yetenekler:

Vitality: Sağlığımız biraz artmasına ve bir kısmının dolmasına yarıyor.

Blood Thirsty: Adrenalin ile daha güçlü saldırılar yapmamızı sağlıyor, böylece düşmanlarımızı daha kolay öldürebiliyoruz.

Agility: Daha yükseğe zıplamamızı ve ikinci seviyesinde daha hızlı koşmamızı sağlıyor.

Shadow Kill: Sizi fark etmeden öldürdüğünüz düşmanlarınızın küle dönüşmesini sağlıyor. İkinci seviyesinde öldürdüğünüz bütün düşmanlarınız küle dönüşüyor.

Gördüğünüz gibi Dishonored’da skiller çok farklı yönlere kayıyor, kimisi ustaca saklanmanıza yararken, kimisi de birden fazla düşman ile aynı anda savaşabilmeniz için fırsatlar sunuyor. Bu bağlamda kendi yolunuzu kendiniz seçiyorsunuz ve değişik yetenek kombinasyonları ile kendi oyun tarzınızı yaratıyorsunuz.

Dishonored’da kullandığımız ekipman yelpazesi ise gayet geniş. Bunlar şu şekilde:

-Ufak bir arbalet (normal, bayıltıcı ve patlayıcı olarak üç çeşit ok ile),

-Tabanca (normal ve patlayıcı kurşun ile),

-Normal ve yapışkan el bombaları,

-Biri üstüne bastığında her tarafa jilet saçan tuzak,

-Corvo’nun katlanabilir olması ile ışın kılıcına benzeyen bir kılıç,

-Corvo’yu vebadan koruyup ufak bir dürbün görevi görebilen maske,

-Eğer oynarsanız, hikayeden tanıyacağınız birine ait ve biraz değiştirilmiş bir kalp. Ne işe yarıyor diye sorarsanız, çevrenizdeki rune’ları ve kemik tılsımlarını gösteriyor.

Dostumuz Piero sayesinde bunların üstünde çeşitli geliştirmeler yapabiliyoruz. Kılıcın kullanımında oyunun FPS olmasından kaynaklı hafif bir yavanlık bulunmakta. Menzilli silahlar ise gayet oturmuş durumda.

Dishonored’daki yapay zeka ve çevre etkileşimine gelirsek. Önceden sakın gizliliğinizi kaybetmeyin demiştim. Nedenlerinden biri ise yapay zeka. Ortada bir ceset bulmaları anında alarma geçip hemen diğer muhafızları çağırıyorlar ve etrafı aramaya başlıyorlar. Siz onlara saldırırsanız yine diğer muhafızları çağırıp etrafınızı sarıyorlar ve size zor anlar yaşatabiliyorlar. Kaçmak için ise gözden kaybolmanız yetmiyor çünkü nereye girdiğinizi görürlerse, bütün muhafızlar hemen arkanızda bitiyor. Çevremizde bulunan büyük çöp konteynerlerine saklanabilir, öldürdüğümüz düşmanların cesetlerini buralara saklayabilirsiniz. Etrafta bulduğunuz boş şişeleri, balina yağı pillerini etrafa attığınızda şişelerin kırılması ve pillerin patlaması yüzünden güzel dikkat dağınıklığı yaratabiliyorsunuz. Önceden bahsettiğim gibi amacınıza ulaşmak size kalmış. İster dediğim gibi dikkat dağınıklığı yaratın, isterseniz çevredeki gizlenebilecek yerleri bulup, birinden ötekine ışınlanıp ilerleyebilir, isterseniz de yüksek yerlerde dolaşıp işinizi halledebilirsiniz (tabi sadece bu üç yöntemle sınırlı değilsiniz). Çevrenin, nasıl oynadığınıza etkisi dışında ise etrafta para, iksir, tasarım planları ve yiyecek gibi şeyler de bulabiliyorsunuz.

Oynanış hakkında son olarak söyleyebileceğim şey ise oyun dünyası hakkında. Sadece görevin izin verdiği yerlere gidebildiğimiz oyun dünyasının kısıtlı olması, etkileşimin çok olması ve haritların küçücük olmaması ile de pek hissedilmiyor.

Grafik ve Ses: Genel olarak “steampunk” olan dünyayı çok güzel yansıtan grafikler, çevresel olarak, yakından baktığınızda hafiften patates olan modellemeler dışında, dokular ve animasyonlar çok güzel. Dishonored karakterlerinin ise yüz oranları garip olmasına rağmen gayet hoş durmuş. Seslere gelirsek, etrafta dolaşırken, farklı zeminlerde çıkan farklı sesler, ara sinematiklerdeki seslendirmeler, oyun içi seslendirmeler kaliteli. Müziklerin ise savaş dışında olmaması biraz kötü olmuş. Gizlenip dolaşırken hafiften gerici bir şeyler çalabilirmiş.

Sonuç: Bir kaç grafiksel kötülük dışında çok güzel bir “steampunk” dünyasında, alabildiğine özgür bir oynanış sistemiyle oradan buraya koşup suikast yapmak için çok ideal bir oyun Dishonored. Günümüz oyunlarından daha da zor olması da eklenince ve bu tür tarzları seviyorsanız kesinlikle oynamanız gereken bir oyun. Eğer gizliliği sevmiyorsanız da denemenizi öneririm, çünkü gizliliği size kesinlikle sevdirecektir. Bu yılın en iyi oyununa kesinlikle aday olur ama en iyisi olur mu bilemem. Yıl henüz bitmedi.

Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
0%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...