İncelemeler
Hoşgeldiniz...
Metro: Last Light İnceleme

4A Games’in XBox 360, PS3 ve PC platformları için geliştirdiği ve 14.05.2013’te Deep Silver tarafından dağıtımı yapılan Metro: Last Light’ı incelerken Metro 2033’e de şöyle bir göz atalım isterseniz. Dimitry Glukhovsky’nin aynı isimli romanından uyarlama olan 2010 yapımı Metro 2033, bir çok mekaniksel hatasına ve bu hatalar yüzünden bazı eleştirmenler tarafından ağır bir biçimde eleştirilmesine rağmen oyuncuyu elindeki üç beş parça ekipman ile hayatta kalmaya iten oynanışı sayesinde kendine kült bir kitle edinmeyi başarmıştı. Evet, oyunun Metro 2033 gibi insanlığın doğası, eğilimleri, ideolojik çatışmalar ve sosyal yapı üzerine bir çok yorum içeren post apokaliptik bir “destanın” bol sembolizmle yoğrulmuş derinliğini tam anlamıyla yansıtamadığı, kitaba göre oyunun sığ kaldığı bir gerçekti ancak oyunun sonuna kadar sıkı sıkı ve ısrarla oyuncunun elinden tutan oyunlardan bıkmış olan bir kesime ilaç gibi gelmişti bu yapım.

Evet, Metro 2033 zor bir yapımdı ancak mantık hatalarıyla dolu, işine geldiğinde hile yapan bir oyun olduğu da tartışılabilir bir şey değil bana kalırsa: Oyun boyunca hayatta kalmanız için sık sık gizliliğe başvuruyordunuz ancak adamlar karanlıkla bile sizi metrelerce öteden görebiliyor, bir de gördükleri anda telepatik bir biçimde içinde bulunduğunuz alanın alt ve üst katlarındaki tüm askerlere telepatik bir biçimde sizi gördüğünü iletiyor ve bir anda tüm askerler üzerinize çöküyordu. Oyun boyunca çok az mermi bulduğunuzu ve bu mermilerin tüm bölgeleri çatışarak geçmenize imkan tanımayacağını da hesaba kattığınızda bu kadar elzem olan gizlilik sisteminin bu derece bozuk olması haklı olarak bir çok eleştirmen tarafından eleştirilmiş, bir çok oyuncuyu da oyundan itmiş ve satın aldıkları oyunu yarım bırakmalarına sebep olmuştu doğruyu söylemek gerekirse. Aynı zamanda bir adamın pompalı tüfekle yakın mesafeden altı mermide ölmesi gibi garip dizayn seçenekleri söz konusuydu ve hem sizin hem de düşmanlarınızın verdiği hasarı daha doğrusu mermilerin verdiği genel hasarı arttıran Ranger modunda bile pek istikrarlı ve mantıklı bir oynanış yoktu.

Bunlar dışında Metro 2033′ün pek çok ufak tefek hatası vardı ancak oyun sırasında az bulunan “nükleer savaş öncesi askeri seviye mermileri” ister ekipman ve daha düşük seviye mermiler almak için kullanabiliyor, isterseniz de çatışma sırasında kullanabiliyordunuz ve bu tür bir yenilik bile her FPS oyununun oynanış sisteminin inanılmaz derecede birbirine benzediği bu tür bir zamanda insanların ilgisini oyuna çekmeye ve hatalara gözlerini kapamaya itmişti. Elbette oyunun hayranı olan oyuncuların hataları görmezden gelmesinin bir diğer sebebi de oyunun atmosferinin gayet sağlam olmasıydı, kendinizi fazlasıyla kitapta anlatılan ortamlarda hissediyordunuz.

Metro serisinin ikinci oyunu Metro: Last Light ise kitabın yazarı Dimitry Glukhovsky’nin süpervizyonu altında yapılmasına rağmen ilk oyunun kendisiyle aynı ismi taşıyan kitabın hikayesini takip eden senaryosunun aksine ikinci kitap olan Metro: 2034′ü konu almıyor ve tamamen özgün bir senaryo ve setting içeriyor (tahminim bir video oyunu için daha uygun bir senaryo ve setting olması kararlaştırılmış). Bu durumun oyuna çeşitli etkileri olmuş ve yazı sırasında bunlara değineceğim ancak Metro: Last Light’ın Metro 2033′e göre bazı açılardan Metro serisinden oldukça uzak bir yapım olduğu da inkar edilebilir bir şey değil ne yazık ki.

Metro: Last Light, Metro 2033′ün “Ranger” sonunu kanon kabul ediyor ve ilk oyunun ve kitapların ana karakteri Artyom terfi edilip Ranger rütbesine sahip olduktan sonra başından geçenleri konu alıyor. Oyun sırasında rus ırkının saf ve gerçek ırk olduğuna inanan askerlerden oluşan “Fourth Reich”tan sovyetlerin metro içerisindeki devamı olan “Yeni Sovyet Birliği”ne farklı ideolojilere sahip bir çok grupla yüz göz oluyor (bu tür politik grupların ilk oyuna göre senaryoda çok daha büyük bir rol oynadığını söylemek yanlış olmaz); Metro’nun sırlarını bilen karakterlerden gangsterlere, balıkçılardan Artyom’a karşıt ideolojilere sahip askerlere bir çok karakterlere tanışıyoruz, kısacası oyunun bu anlamda dolu dolu bir deneyim olduğunu söylebilirim. Ancak “aşırı” da dolu değil zira oyun bunu karşılaşılan karakterlerin çokluğuyla başarıyor , karakterlerin niteliğiyle değil, gerçekten akılda kalıcı olan karakterlerin sayısı bir elin parmağını geçmez açıkçası. Hikayenin genel olarak ilk oyundan daha akılda kalıcı olduğunu söyleyebilirim (gerçi hikayeye baktığınız açıya göre değişebilir bu durum) ancak bunu zaten başka türlü başarırken anlamsız bir biçimde sık sık gereksiz ve ucuz numaralara başvurmayı da ihmal etmiyor oyun. Metro: Last Light’ın hikaye anlatımı konusunda ilk oyunun sadeliğinden yoksun olduğu yadsınamaz bir gerçek doğruyu söylemek gerekirse.

Metro: Last Light İnceleme

Önceki paragraflarda eleştirmenlerin “oyunun gizlilik sisteminin çok zor/bozuk olmasını, silahların etkilerinin düşmanların üzerinde hissedilmediğini” eleştirdiğinden ve bu iki durumun bir çok oyuncuyu oyundan soğuttuğundan bahsetmiştim hatırlarsanız. Yapımcı 4A Games bu eleştirileri göz önüne alarak serinin ikinci oyununda bu hataları “düzeltmiş” ancak ne “düzeltme”! Evet, oyundaki vuruş hissi daha fazla ancak silahların verdiği hasar da bu vuruş hissiyle birlikte inanılmaz derecede arttırılmış, gizlilik sistemi ve düşmanların zekası ortalama aydınlıkta, oyuncu diplerindeyken bile oyuncuyu göremeyecekleri şekilde değiştirilmiş, her tarafa mermi ve ekipman koyulmuş… Kısacası bir uçtan diğer bir uca gitmiş Metro: Last Light. Tüm yapılan mekanik değişikliklerin en gülüncü kesinlikle ama kesinlikle gizlilik sistemi ve düşmanların sizin varlığınıza tepksiz kalmaları veya /yaptığınız hareketlere verdikleri tepkiler.

Diyelim ki iki düşman yan yana duruyor ve birisini yumruk atarak bayıltıyorsunuz. Bunun ardından onun yanında duran ikinci düşmanın size dönerek silahını çekip ateş etme süresi o kadar uzun ki o sürede bir yumrukta ona geçirebiliyorsunuz! İki düşmanı temizledikten sonra tekrar karanlığa çekilip oradan geçen üçüncü bir düşmanı daha bayıltabiliyorsunuz ve adam sizi dibinizdeyken ve yerde iki adam baygın bir şekilde yatarken bile farketmiyor. Karanlıkta olduğunuz sürece hiç bir sorun yok, diğer bir deyişle karanlıkta saklanmıyor, görünmez oluyorsunuz resmen. Aslında bunun ışık kaynaklarıyla da çok bir ilgisi yok: Kolunuzdaki aynı zamanda gaz maskenizde ne kadar süre daha yetecek kadar oksijen olduğunu gösteren saatiniz ışıkta olduğunuzda mavi yanıyor ve karanlıktayken o kısım siyah oluyor. Kısacası haritanın bir kısmı “yapay zeka oyuncu buradayken onu görebilir”, bir kısmı da “yapay zeka oyuncu buradayken onu göremez” şeklinde belirlenmiş ve ikisinin ortası yok. Yani “az görünür, orta derecede görünür” olmuyorsunuz, ya tamamen görünürsünüz, ya da değil. İnanılmaz derecede basit, gülünç ve oyunun sizi içine çekmesine engel olan bir gizililik sistemi bu. Zaman zaman eğlenceli oluyor, evet ama bir gerizekalı ordusuyla savaştığınız hissinden asla kurtulamıyorsunuz. Gerçekten kötü olmuş, 4A Games’ten bir şekilde ortayı tutturmasını beklerdim bu konuda, neden bir uçtan bir diğer uca gittiklerine bir anlam veremedim açıkçası.

Yukarıda bahsettiğim üzere oyunun geri kalanının zorluğu da oldukça düşürülmüş: Fellik fellik mermi aradığınız, bir çatışmada çok zorlanıp “acaba askeri mermi mi kullansam” diye düşündüğünüz Metro 2033′ün aksine Metro: Last Light’ta normal zorluk seviyesinde (Original Normal) oyunu herkesi tarayarak geçseniz bile yine de kullanamayacağınız kadar çok mermi ve ekipman topluyorsunuz. Normalin bir üstü olan “Original Hardcore” zorluk seviyesinde de durum çok farklı değil, kurşunları azıcık isabetli atıyorsanız rahatlıkla tüm düşmanları tarayarak oyunu geçmeniz mümkün. Artyom’un artık çok daha hızlı şarjör değiştirdiğini ve daha hızlı hareket ettiğini de göz önüne alırsanız sanki sıradan bir askeri değil de, karanlıkta görünmez olabilen, düşmanları acımasızca ve hızlı bir biçimde hacamat eden ve onlarla dalga geçen bir süper askeri oynadığınızı düşünebilirsiniz.

Peki ya ilk oyunda da olan ve HUD elementlerini limitleyip “silahların verdiği hasarı arttıran” Ranger modları bu duruma çare oluyor mu? Şimdi, bilmeyenler için öncelikle şunu belirteyim; Metro: Last Light’ta bu modlara sahip olmak için oyunu ön siparişle almış olmanız gerekiyordu oyun ilk çıktığı zamanlarda, aksi taktirde oyunu hangi platformda oynuyorsanız 5 dolar/5 euro gibi bir ücret karşılığında bu modları ekstra olarak satın alıyorsunuz. Parayla zorluk modu satmak başlı başına bir saçmalık da, oyun diğer modlarda dişe dokunur bir deneyim sunsa yine pek bir şey demeyebilirdim ancak bu haliyle bu kabul edilebilir değil. Ha, Ranger modları çok mu iyi? Yoo, değil. Ranger Normal modu, yaklaşık olarak ilk oyunun Normal-Hardcore modları arasında bir zorluk seviyesine denk geliyor (tabi crosshair’in olmadığı bir normal mod düşünün). Ranger Hardcore ise iki kurşunda öldüğünüz ilk oyunun Ranger Hardcore’uyla pek bir alakası yok, o da yaklaşık olarak ilk oyunun Ranger Normal’ine denk geliyor ve oyunun tek Metro 2033′e gerçek anlamda yakın bir deneyim sunan versiyonu bu ne yazık ki.

Ancak Ranger Hardcore modunun da büyük eksikleri var. Bu modda oyun içi yardım ve sağlık/mermi göstergeleri yok ve kaç merminiz kaldığı konusunda bir fikir edinebilmek için de hiç bir yönteminiz yok. Sadece bazı tüfeklerde (bu arada oyundaki silah sayısı gerçekten oldukça fazla ve bu silahları susturucu, dürbün gibi bir çok ekipmanla geliştirebiliyorsunuz, bunu da ekleyeyim) ne kadar merminiz kaldığını mermiler yanlardan sarktığı için veya gösterge sayesinde görebiliyorsunuz, bunun dışında “bir şarjöre göz atayım” gibi bir durum söz konusu değil, öyle bir şey yapamıyorsunuz yani. Bunun yanında oyun içi yardımın olmaması çok aşırı boyutlara taşınmış, bir kapağı kaldırmek için seri bir şekilde E tuşuna basmanız gerektiğinde bile bunu söylemiyor oyun veya ilk defa oynuyorsanız tuşları öğretmiyor. Bunların herhangi bir anlamı yok açıkçası, oyunun hangi tuşun ne işe yaradığını göstermemesi herhangi bir zorluk katmıyor oyuna, sadece güdük zorluk seviyelerinde oynamak istemeyenleri sinir ediyor, hepsi bu.

Son olarak Metro 2033′te de olan şu rahatsız edici durumu da eklemeden geçmeyeyim: Ranger Hardcore’da bir kutudan sekiz tane mermi aldığınızda bu bir-üç arası mermi aldığınız anlamına geliyor. Evet, mermi modelleri zorluk seviyelerine göre değişmiyor, dolayısıyla yerden üzerinde sekiz mermi olan bir pompalı tüfek mermi kemeri aldığınızda aslında sadece bir mermi almış oluyorsunuz. Öldürdüğünüz elemanların tüfekleri de dolu şarjörlerine rağmen inanılmaz derecede az mermi veriyor. Hadi diyelim ki ilk oyunda zorluk seviyeleri oyuna sonradan eklendi ve PC’de ücretsizdi, yahu her platformda 5 dolar/5 euro’ya sattığınız bir zorluk seviyesine neden kozmetik olarak da bir şeyler eklemezsiniz ki? O sekiz tane mermiyi zorluk seviyesine göre bir mermiye ya da üç mermiye dönüşecek şekilde ayarlamak ne kadar zaman alır ki, zaten mermi modelleri hazır sonuçta? Kozmetik de değil, düpedüz oyuncuyu oyunun içinden çıkarıp alan bir saçmalık bu, görüyorum kutudan kaç mermi aldığımı/şarjörde kaç mermi olduğunu sonuçta. Böyle anlatınca büyük bir sorun gibi gelmiyor ama gerçekten hoş bir şey değil açıkçası.

Metro evrenine yakışır nitelikte oldukça boğucu ve çarpıcı bir atmosfere sahip bir oyun Metro: Last Light ve bu atmosfer oynanış anlamındaki bütün bu sorunlara rağmen tek başına oyunu akılda kalıcı bir deneyim yapmaya yetiyor doğruyu söylemek gerekirse.

Metronun örümcek ağlarıyla kaplı, yaşanmışlıkların izlerini taşıyan evrenin kendisi kadar soğuk ve kayıtsız duvarları insanoğlunun dünyadaki yalnızlığını oyuncuların yüzüne vururken, oyunun büyük bir kısmının geçtiği dış mekanlar da Rusya’nın nükleer savaş sonrası halini, yıkılmış binaları, yok olmuş eski medeniyeti ve devasa bir gargoyle’ları andıran ve sürekli etrafınızda süzülen Watchmen’ler veya onların yere yürüyen versiyonu Howler’lar gibi “yeni dünyanın yeni hayvanlarını” kendi habitatlarında görmenize olanak tanıyor. Özellikle ilk yüzeye çıktığınızda bir zamanlar insanların yaşadığı şehirlerin nükleer patlama sonrası bu tür mutantların doğal yaşam alanları haline geldiğini ve canlıların bir şekilde bu duruma adapte olmasının ardından tüm olanlara rağmen yüzeyde yine de yaşamın devam ettiğini görmek “olağanüstü” geliyor ve yaşamın bir şekilde yolunu bulduğunu hatırlatıyor. Elbette bu durum ilk mutant saldırısının ardından son buluyor: Oyunda radyasyonlu suların derinliklerinde yaşayan mutantlardan sürekli size doğru salvo yapıp sizi pençeleri arasına almaya çalışan yaratıklarlara kadar bir çok farklı yaratık çeşidi var ve bu yaratıklar doğal olarak sizi “yiyecek” olarak görüyorlar ve bu sebepten durmadan saldırıyorlar. Yaratıkların herhangi birisini öldürmek konusunda çok zorlanmayacaksınız ancak genelde çok fazla merminizin olmadığı Ranger Hardcore modunda kesinlikle bir tehdit unsuru oluşturdukları kesin.

Aynı zamanda Metro: Last Light’ın yüzeyde geçen kısımları büyük alanlardan oluşuyor ve ana görevden kopup farklı silahlar, mermi ve ekipman bulmak için araştırma yapabiliyorsunuz. Ancak dışarıda gezinirken gaz maskenizin filtresinin kirlenmesine kaç dakika kaldığını ve yanınızda yeni filtre bulunup bulunmadığını kontrol etmeyi unutmayın, yoksa havasızlıktan ölebilir, bu süreçte yeni filtre bulamazsanız da bölüme komple baştan başlamak zorunda kalabilirsiniz. Bunun yanında etrafta bir çok bubi tuzağı olduğunu da ekleyeyim, bir mekana girmeden önce yürüdüğünüz yerde ip olup olmadığına bir göz atın derim, tuzağı gördüğünüz sürece bağlı olduğu ipi kopararak etkisiz hale getirebiliyorsunuz zaten.

Bunların yanısıra oyun sırasında içinden geçtiğiniz ve alışveriş yaptığınız insan yerleşkeleri de oldukça canlı ve renkli, kısa süren ziyaretleriniz sırasında “insanların yaşadığı bir yer” olduğunu hissediyorsunuz. Sizin mermi, silah ve ekipman aldığınız/takas ettiğiniz yerin yanında bir tezgahta balık satılıyor, onun karşısında bir adam çocukları karşısına almış onları hokkabazlık yaparak eğlendiriyor, onun ilerisinde başka bir bölgede striptiz kulübünün önünde kulüpte çalışan kadınlar erkekleri içeri davet ediyorlar… Kısacası oyundaki yerleşkeler oldukça canlı ve yaşam dolu.

Ancak her şey eğlenceden ibaret değil elbette ve bu tür yerleşkelerde zaman zaman iç burkan şeylere de tanık olabiliyorsunuz: Çocuklar, eliyle ışıklandırma sayesinde beyaz perdeye gölgeler yansıtan adamın yaptığı işaretlerden hangi hayvanı yaptığını çıkarmaya çalışıyorlar. Adam eliyle kuş yapıyor ancak çocuklar bunun “Watchmen” isimli uçan mutant olduğunu savunuyorlar zira kuşu bilmiyorlar. Adam eliyle köpek yapıyor ancak çocuklar köpeği bilmedikleri için bunun “Howler” olduğunu düşünüyorlar. Adam da eskiden insanlara zarar vermeyen, tatlı kuşlar ve köpekler olduğunu, bu tür hayvanların yeryüzünü dolaştığını anlatmaya çalışıyor ancak çocukların kafalarında böyle bir konsept olmadığı ve hayvanları onlardan büyük ve onları her fırsatta yemeye çalışan canlılar olduklarını düşündükleri için adamın demek istediğini tam anlamıyla anlamıyorlar. Bu durum gerçekten çok içimi burktu benim, kurgusal bir evren bile olsa oldukça güzel tasarlanmış. Bir de adamla çocuklar arasındaki diyalog oldukça uzun sürüyor, beş saniyelik bir şey değil yani, oyunlarda bu tür detaylara pek de dikkat edilmediği bir zamanda bu da takdire şayan bir şey açıkçası.

Metro: Last Light İnceleme

Oyunun en Metro evrenine pek yakışmayan ve atmosferi baltalayan kısmı ise doğaüstü elementlerin, hayaletlerin, ruhların objektif varlığı ve gözümüze gözümüze sokulmaları olmuş. Zaten azıcık Metro 2033′te de vardı doğaüstü elemenler ancak bu oyunda oldukça aşırıya kaçmışlar diyebilirim. Yani düşmüş bir uçağın içine girince uçağın düşüş anını veya savaşta yıkılmış ailelere ait binaları gezerken orada yaşayan ve “öldüğünü kabullenememiş” insanların hayaletlerini görmeyi hadi anlarım da yerden çıkarak oyuncuyu boğmaya çalışan eller nedir allah aşkına? Üçüncü sınıf korku filmi mi bu? Zaten bana kalırsa atmosfer sayesinde oyun akılda kalıcı bir deneyim, bu tür saçmalıklara gerek var mı gerçekten? Ayrıca bir suyun içine dalıp aradağınız “şeyin” nerede olduğunu görmek nedir yahu? Bayağı bir komik olmuş açıkçası, ne diyeyim, hiç ama hiç yakışmamış bir Metro oyununa. Hayır bir de bazı bölümler sırasınca o kadar fazla ve o kadar sık hayalet görüyorsunuz ki hayalet görmek de anlamını yitiriyor. Ben yakıştıramadım açıkçası, hayır, Metro 2033′ün romanında da bir hayalet hikayesi var ama orada sadece bir adamın anlattığı bir hikaye olarak yansıtılıyor, e zaten ilk oyunla kaynak materyalden ayrılıp doğaüstü elementler konusunda özgürce davranmışsın (ki ben buna bir şey demiyorum, herkesin kendi yorumlaması nihayetinde), ikinci oyunda bunun bokunu çıkarıp abuk subuk eklemeler yaparak oyun evrenini komikleştirmeye gerek var mı gerçekten?

Balmumu müzesinden kaçırılmış heykeller gibi görünen karakter modelleri hariç oyunun iç ve dış mekanlarının görselleri oldukça kaliteli, özellikle en son ayarlarda inanılmaz derecede hoş bir görsel kalite sunuyor oyun. Yanlış anlamayın, teknolojik anlamda şimdiye kadar yapılmamış veya değişik bir şey sunmuyor, sadece genel kalite oldukça iyi, görsel anlamda bir çok oyuncuyu tatmin edebilecek bir yapım Metro: Last Light. Aynı zamanda oyunun işitsel tasarımı da gayet sağlam, yaratıkların ve silahların seslerinden karakterlerin konuşmalarına her şey olması gerektiği gibi ve güzel. Ancak müzik konusunda aynı şeyi söylemem pek mümkün değil zira aklımda yalnızca ana menüdeki sade ve atmosferi tamamlayan müzik kaldı, dolayısıyla oyunun müziklerinin pek akılda kalıcı olmadığını söylesem yalan olmaz.

Şöyle bir genel olarak değerlendirdiğimizde gülünç bir gizlilik sistemi olan ve Metro: Last Light’ı ön siparişle almadıysanız adam gibi bir zorluk seviyesinde oynamak için beş dolar/beş Euro vermenizi gerektiren, gereksiz derecede fazla doğaüstü elementlere bulanmış ancak günün sonunda atmosferi sayesinde akılda kalıcı bir deneyim sunan bir yapım var karşımızda. Eğer 4A Games oyun mekaniklerini eleştiriler yönünde düzeltme konusunda uçlara gitmeseymiş çok daha farklı bir yapım çıkabilirmiş karşımıza bana kalırsa, yazık olmuş cidden. Eğer “oynanışın basit olması önemli değil, atmosfer her şeydir” diyorsanız ve doğaüstü elementlerin çokluğu sizi rahatsız etmiyorsa, ilk oyunu da oynadıysanız edinin derim (ilk oyunu oynamak elzem değil ancak oyunun setting’i ve Last Light’ın başlangıcına kadar olanlar hakkında bir kaç şey öğrenebilirsiniz, günün sonunda eksiklerine rağmen hoş bir deneyim sunuyor Metro 2033). Ranger Normal ve Ranger Hardcore modları DLC olduğu için onları katarak değerlendiremiyorum oyunu ne yazık ki, sadece yazıda bahsettim bu modlardan, günün sonunda altı üstü farklı zorluk seviyeleri için fazladan para istenmesi kabul edilebilir bir durum değil bana kalırsa. Sonuç olarak; her ne kadar atmosfer anlamında oldukça sağlam olsa da oyunun zor modda bile oldukça kolay olması, üst zorluk seviyeleri için fazladan ücret istemesi ve doğaüstü elementleri “ucuzluk” noktasına kadar abartması Metro: Last Light’ı oynanması gereken bir yapım olmaktan alıkoyuyor. Metro: Last Light minimum sistem gereksinimleri: Intel Core 2 Duo 4500 2.2 Ghz. veya eşdeğer AMD işlemci, 2 Gb. ram, NVidia GeForce 8800 GT veya AMD Radeon HD 3870 XT ekran kartı, 20 Gb. boş harddisk alanı, Windows XP veya üzeri işletim sistemi.

Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
0%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...