İncelemeler
Hoşgeldiniz...
Outlast Oyun İncelemesi
İnceleme

Outlast Oyun İncelemesi

Yazar: 02 Kasım 2016

”Korku mu? Yoh bea ne korkacağım abi oyun alt tarafı işte!” diye bir geri dönüşte bulunur her zaman insanoğlu söz konusu gerilim ve korku oyunları olduğu sürece. Şöyle bir baktığım zaman diyeceğim o ki, genel olarak benim de bu sözlerin kısmen benzeri çıkardı her zaman ağzımdan.

Hatırlıyorum şöyle bir korku gerilim türünde oynadığım oyunları, ister Dead Space serisi olsun ister Alan Wake ve adını şu an sıralayamayacağım daha bir çok türev oyunlar beni hafiften ürkütmedi değil hani, lakin sözüm ona diyeceğim şu ki ”YOK ABİ OUTLAST’A HİÇ BULAŞMAYIN!”

Çok duyduk bu lafları diyorum hatta pişkin pişkin itiraf ediyorum sana sevgili okurcuğum, bak bu oyun öyle böyle değil diyorum, uyarıyorum ”gözüm gözüm*” atacaksın, ılık ılık korkudan akacaksın, adın nedir senin bilmiyorum ama Outlast oynarken adın Yusuf olup bir de üzerine Joseph Joseph atacaksın, sonra vay ben duymadım, vay beni uyarmadın deme.

İSTERLERSE BENİ ”SEVSİNLER*” BEN YİNE DE O KAPIDAN İÇERİYE GİRMEM

Ama sana bir şey söyleyeyim mi sevgili okurcuğum, emin ol sen bu yazıyı okuduktan sonra zevklere gelip indirip oynayacaksın. Oynadıkça korkacak, korktukça bundan zevk alacak ve bu zevk aşırı derecede sapıkça dürtüler ile seni daha çok oynamaya ve daha çok korkmaya sürükleyecek çünkü bu oyun insan işi değil sevgili okurcuğum.

Outlast Senaryo:

Senaryoya gelecek olursak eğer, öyle ahım şahım bir senaryo yok ortada. Bir deli hastanesi, deliler ve yaşanan olayları araştırmaya çalışan bir gazeteci var ortada sadece. Çünkü yapımcı firmamız olan Red Barrels, korku öğelerine büyük öncelik vermiş senaryodan ziyade.

Ha peki plot twistler ile karşılaşıyor muyuz, şöyle ki inanılmaz derecede önemli iki plot twist’e sahip oyunumuz, spoiler olmaması adına şu an bunların ne olduğunu söyleyemesem de inanın tekdüze giden bu senaryo, sizlerin ”VAY ANASINI YA!” demenize sebep oluyor diyebilirim.

BUNU YAZAN SENARİSTİN BİLİNÇ ALTINI SEVEYİM BEN

Oyunumuz sadece tek bir mekanda, Mount Massive Asylum hastanesinde geçiyor. Ve olaylarının backgrounduna bakacak olursak eğer hastanemiz 1945 yılında Nazi Almanyası dönemlerinde kurulmuş olup bilim adamlarının araştırmalarını yönettiği, ister mimari yapısı olsun ister atmosferi ile bırakın içine girmeyi, önünden geçenlerin bile 7/2 atarak ”gözü*” tutuşmuş bir şekilde tabana kuvvet kaçmalarına sebep olabilecek bir heybete sahip.

Outlast Oyun İncelemesi

Ardından takvim yaprakları gelip de 1967’yi gösterdiği zaman hastanemizde akıllara zarar olaylar yaşanmakta ve 3 bilim adamının tuhaf bir şekilde katledilmeleri ile beraber tüm aktiviteler durdurulmuş ve 1971 yılında tamamen kapatılmıştır.

Artık durum vaziyet nedir bilinmese de içeride olanların öğrenilme korkusu ile birilerinin ”gözü*” atmış ve 1972 yılında tüm deliller yok edilmiştir. 2009 yılına gelindiği zaman ise hastanemiz Murkoff Corporation tarafından bilimsel araştırma işlerini yürütebilmek için satın alınıp tekrar faaliyete geçmiştir lakin görünen hiç de sanıldığı gibi olmamaktadır.

İNSANIN BAŞINA NE GELİRSE YA MERAKTAN GELİR YA DA MERAKTAN GELİR

Kısaca anlatacak olursak, şöyle ki oyunumuz Miles Upshur adlı bir gazetecimizin almış olduğu bir mail üzerine Mount Massive Asylum hastanesini araştırma girişimi ile başlar. Şimdi bunu bir kenara bırakalım, sen koskoca gazetecisin, akıllı adamsın, zeki adamsın, aydın adamsın. E illaki araştırmışsındır hastanenin dününü, geçmişini, neler olup bittiğini. Yahu sen yürek mi yedin diye sormak istiyorum Miles Abi’ye.

Sende nasıl bir ”göz*” var ki korkusuzca böyle bir yere silahsız, elini kolunu sallaya sallaya ve sadece kıçı kırık pille çalışan bir kamera ile girebiliyorsun. Hayır merak ediyorum deli mi ”sevdi*” bu Upshur’u acaba diye soruyorum ve bakıyorum ki sevmemiş olsa da evet, içeriye girdikten sonra sevecekler. Emin olun hem de çok içten sevecekler bizzat deliler.

BENİM ADIM JOSEPH…

Outlast Oynanış:

Oynanabilirliğe gelecek olursak eğer şöyle ki Outlast tamamen bir hayatta kalma oyunu. Korkmaktan, kaçmaktan, gizlenmekten başka yapabileceğiniz hiçbir şey ama hiçbir şey yok. İşte belki bu yüzden bizi bu kadar korkutuyor ve sürekli çığlıklar atarak nefes nefese kalmamıza sebep oluyor. Çünkü dediğim gibi elimizde pili sürekli biten eski bir kamera dışında sahip olduğumuz ne bir tabanca, ne bir levye var, hiçbir şey yok.

Kendinizi koruyamıyorsunuz, sürekli deliler ve ne idüğü belirsiz zincirlere vurulmuş insan ötesi dev bir yarma tarafından daima kovalanıyorsunuz. Attığınız her adım, girdiğiniz her oda tehdit içeriyor ve joseph joseph atıp gördüğünüz dolapların içine girip, yatakların altına saklanıp, oradan oraya kaçmaktan başka hiçbir şey yapamıyorsunuz.

Genel olarak korku oyunlarında şöyle bir durum vardır, tehdidin yakınlarda olduğu ve biraz sonra bu durum ile yüz yüze kalacağı saniyeler öncesinden hissettirilir klavye başında olan oyuncuya.

Lakin gelin görün ki Outlast’ta böyle bir durum maalesef yok. Neyin nereden, hangi anda geleceği ve sizin için tehdit oluşturacağı tamamen bir muamma. Öyle ki atmosfer ve kulakları sağır edecek olan o iğrenç sessizlik, sizin korku katsayınızın giderek yükselmesine sebep oluyor ve baş karakterimizin hissettiği korku oyuncuya öyle bir yansıtılıyor ki kafayı yememek elde değil. Miles’in korkudan aldığı o nefes, çıkarttığı panik sesleri ve titremesi, evet, gerçekten titremesi ekranlarınıza yansıyor.

Oynanabilirlik dersek eğer ciddi anlamda kusursuz, süre biraz kısa gelebilir çünkü 7, bilemediniz 8 saat kadar bir oyun süresi var ama daha uzun olsaydı bu tadı kaçırabilirdi diyorum ve sürenin Outlast için kısa görünse de gayet yeterli olduğuna garanti veriyorum. Korku kısmına değinmeme bile gerek yok, defalarca defalarca ve defalarca aklımı kaybedip çığlıklar attım diyorum sevgili okurcuğum.

SON OLARAK

Eğer korkmak, gerçekten korkmak ve başta söylediğim gibi ”Korku mu? Yoh bea ne korkacağım abi oyun alt tarafı işte!” düşüncenizi kırmak istiyorsanız merak etmeyin Outlast bu düşüncenizi kırmayacak, çünkü darmaduman edecek ve size bir daha korku oyunları oynamamaya tövbe ettirecek emin olun. Hatta öyle ki, yukarıda söylediğim gibi korktukça bu korku size sapık bir haz verecek, korkmaktan keyif aldığınızı hissedecek ve daha çok oynayacaksınız.

Neden mi? Cevabı basit, çünkü daha önce hiç bir yapım bu kadar korkutucu olmadı dünya üzerinde ve ilk kez bu denli bir korku yaşamak sanırım haz veriyor bizlere. Çok fazla düşünmeyin ve oynamadıysanız indirin, oynayın. Hem çok pişman olacak hem de çok büyük keyif alacaksınız.

Alternatif bir öneri – Outlast’ı mümkün olduğunca geç bir saatte, yalnız başınıza ve tüm ışıklar kapalı bir vaziyette, bir de üzerine kaliteli ses veren kulaklık ile oynarsanız sizin vay halinize. Bu tavsiyeme uymayı bir deneyin ama, en azından bir deneyin diyorum. Çünkü alacağınız ve yaşayacağınız tüm hissiyat katbekat artacak ve pişman olmayacaksınız.

Puanlamalar
Editörün Puanı
Okur Puanları
Siz de Puanlayın
Genel Değerlendirme
9.0
9.5
9.0
Editörün Puanı
9.5
Okur Puanları
1 Oy
Oyladınız
Oy Kullan
Çok İyi
50%
İyi
50%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...