İncelemeler
Hoşgeldiniz...
The Last of Us PlayStation 3 İncelemesi

Bugüne dek sayısız hikaye anlatıldı dünyanın sonu ile ilgili. Özellikle işin savaşlar, doğal afetler ya da bir virüsün hızla yayılarak insanlığı yok etmesi üzerinde durduk hep. Uncharted ve Crash serisinin yapımcısı Naughty Dog (bence açık ara PlayStation markasının sahip olduğu en büyük değerlerden biri bu firma), yeni bir felaket sonrası dünya temalı oyun ile karşımıza çıktığında ise biraz tepkili yaklaşmıştık açıkcası. Herkesin kafasındaki soru aynıydı: “Yine mi?”

Fakat yayımlanan ilk videolarla birlikte karşımızda felaket sonrası dünya temasından çok daha derin bir yapım olduğunu anlamaya başladık. Naughty Dog iki yıldan fazla süredir bizleri hiç videosuz bırakmadı ve yayımlanan her video bizi The Last of Us’ın belki de PlayStation 3 platformu için hazırlanmış en iyi (en azından en iyi senaryo ödülünü hak ediyor) oyun olabileceğine daha da inandırdı.

Beklemekten sabır taşı haline gelen bizler çatlamak üzereydik ki büyük gün geldi çattı. The Last of Us elimize ulaştı ve deneyimlediğimiz demodan sonra gerçekten video oyunları ile sinema sektörünün artık yavaş yavaş iç içe geçmesinin gerektiği fikrine beni daha da yaklaştırmayı başardı.

Oyunun hikayesine geçmeden önce giriş bölümünü kapatmak istiyorum. Söylemem gereken şey şu aslında, The Last of Us, PlayStation 3 için yapılmış en ama en iyi oyunlardan biri kesinlikle. Ülkemizde de Türkçe altyazı ve oldukça uygun bir fiyatla satışa sunulan bu yapımı kaçırmak, PlayStation 3 sahibi olmaya ihanet etmektir diyerek noktalıyorum giriş bölümünü ve geçiyorum oyunun hikayesine.

Aslına bakarsanız bugüne dek izlediğimiz tüm videolardan farklı bir anlatımla karşımıza çıktı The Last of Us. Özellikle oyunun başında göreceğiniz sahneler, hiçbir videoda ya da yapımcılar tarafından belirtilmemişti. Şaşırdığımı söylemem gerekiyor ama oyunun hikayesine öyle bir derinlik katmış ki, Naughty Dog bu işi biliyor dedirtiyor.

Joel adlı karakterimizin henüz 30′lu yaşlarında bir adam olarak karşımıza çıktığı bu sahnelerde, felaket öncesinde Joel’in kendi kendine yettiği, mutlu sayılabilecek, küçük çaplı yaşantısına göz atıyoruz. Henüz Kordiseps (Cordyseps) mantarının sporları harekete geçmediği, dünyanın bildiğimiz standart işleyişinin sürdüğü bir dönemi ele alıyor. Fakat bir gecede bütün işler değişiyor.

Mantar bir süredir ortalıkta dolaşmasına rağmen bu kadar hızlı yayılabildiği bilinmediği için devletin önlem almakta gecikmesi, Kordiseps mantarının tüm dünyayı neredeyse iki gün içerisinde ele geçirmesne yol açıyor. Her oyunda karşımıza “America Fuck Yea” mantığıyla çıkan A.B.D. hükümeti ve ordusu dahi bu soruna bir çözüm bulamayınca, dünyanın düzeni tamamen değişiyor. Değişen dünyanın düzeni ile birlikte aslında insanların ne kadar iğrençleşebileceğini de bu sahnelerde görmeye başlıyoruz ve oyunun temel mantığı da tam burada ortaya çıkıyor. Muhtemelen bu oyunu inceleyen herkesin aklına gelen söz gibi, “Bu dünyada işler kötüye gitmeye başladığında, medeni dediğiniz bu insanlar birbirlerini yemeye başlarlar.” Joker’in The Dark Knight filminde söylediği bu sözler, belki de Naughty Dog’un bu oyun için harekete geçmesini bile sağlamış olabilir.

The Last of Us’ın giriş sahnelerinde görecekleriniz muhtemelen sizleri derinden etkileyecek. Dünyanın gittikçe çirkinleşen ve değişen düzeni ile birlikte Joel’in hayatının da nasıl değiştiğini görmek sizleri üzecek ama bunun yanında emin olun ki yapımın geri kalanında neler olacağı hakkında minik bir ipucu olduğunu anladığınızdan içinizde çılgın bir oynama isteği yaratacak.

The Last of Us PlayStation 3 İnceleme

Fakat işin güzel tarafı, aslında The Last of Us’ın hikayesi bu dönemi ele almıyor. Hikayenin asıl konusu çok daha derin ve bu yaşanan felaketin tam 20 yıl sonrasında geçiyor. Joel artık saçlarına ak düşmüş bir şekilde, kaçakçılık yaparak hayatını devam ettiren biri haline geliyor ve 20 yıl bu felaket ortamında hayatta kalması O’nun da bir hayli değişmesine sebep oluyor.

Yani artık mutlu ve umutları olan Joel gitmiş yerine acımasız, hırslı ve tek derdi hayatta kalmak olan bir Joel gelmiştir. The Last of Us piyasaya sürülmeden önce izlediğiniz tüm videolarda karşınıza çıkan Ellie karakteri de tam bu arada işin içine dahil oluyor diyebiliriz. Ellie, 14 yaşında bir “çocuk”tur. Bu acımasız dünyanın içerisine doğmuş ve önceki yaşam hakkında hiçbir bilgisi yoktur. O’nun için dünya enfekte olanlar ve haydutlarla birlikte sadece güçlü olanın hayatta kalacağı bir yerdir.

Zaten hikaye boyunca Ellie ile Joel arasında geçen diyaloglardan da Ellie’nin dünyanın önceki haline duyduğu merakı anlama fırsatımız oluyor. Joel’e önceki dünya ile ilgili birçok soru soran Ellie, başlarda Joel’in ona soğuk davranması sebebiyle pek bir şey öğrenemezken, geçen süre boyunca Joel’in Ellie’ye olan sevgisi ve bağlılığı ile birlikte birçok şey öğrenmeye başlıyor.

Aslında The Last of Us bizlere bir trajedi ve dramı yaşatmak istiyor. 50′li yaşlarında bir adam ile 14 yaşında küçük bir kız çocuğunun arasındaki ilişki, dünyanın evrimleştiği bu acımasız ve hiçbir güvenliği olmayan hali ile birleşince ortaya tadından yenmeyen bir yapım ortaya çıkıyor.

The Last of Us’ın dünyasında karşımıza iki farklı düşman tipi çıkıyor sadece. Bunlardan biri Kordiseps’in bulaştığı zavallı insanlar. Kordiseps’in etkisi direkt olarak beyne olduğundan vücuduna girdiği canlının içerisinde üremeye başlıyor ve beynin kontrolünü ele geçirerek artık o vücudun sahibi oluyor. Hastalık olarak adlandırabileceğimiz bu durumun ise üç farklı evresi bulunuyor.

İlk evrede Joel ve tüm insanların “Koşucular” olarak adlandırdığı tür ortaya çıkıyor. Bu evrede mantar yalnızca insan beynini saldırgan bir hale getiriyor ama görme ve işitme duyuları aktif olarak çalışıyor. Oldukça hızlı koşuyorlar ve çok saldırganlar. Yine de en kolay öldürülebildikleri evre bu evre. Çıplak elle bile yaşamına son verebileceğiniz Koşucular (Runners), gördüğünüzde derin bir oh çekeceğiniz tür olarak karşımıza çıksa da, kalabalık gruplar halinde saldırdıklarında şansınız neredeyse sıfıra iniyor diyebilirim.

Hastalığın ikinci evresi ise “Tıkırdayanlar” olarak adlandılıyor. (Çeviriyi ben yapmadım, Naughty Dog’un Türkçe altyazılarından alıntıdır). İngilizce olarak baktığımızda Clickers adını alıyorlar ve bu evrede mantar insanın kafasını komple ele geçirmiş oluyor. Kafasını ele geçirmiş derken gerçekten ele geçirmesinden bahsediyorum çünkü gözleriniz artık yerinde olmuyor. Kafatasınız açılıyor ve mantar artık insan vücudunun dışında gözle görülebilir bir hal alıyor. İşte bu evrede görme duyusunu kaybeden enfeksiyonlular, inanılmaz bir işitme kabiliyetine sahip oluyor. Yanlarından yavaşca yürürken dahi adım seslerinizi duyabilen Tıkırdayanlar oyunda en çok karşınıza çıkan ve sizi en çok rahatsız edecek düşman tiplerinden biri.

Gelelim son evreye. Oyunda fazla olmasa da toplamda 10′a yakın karşınıza çıkan Bombacılar, mantarın insan vücudunu tamamen ele geçirmesi ve üzerine bir zırh gibi yerleşmesi ile oluşuyorlar. Hastalığın son evresi olan bu evrede mantar artık insiyatifi tamamen ele almış durumda, vücudunuzda at koşturuyor. Kah asit bombaları atıyor üzerinize, kah dev cüssesinden beklenmeyecek bir hızla üzerinize koşup alt çenenizi başınızdan ayırıveriyor. Artık iş yemek yemekten çıkmış oluyor diyebiliriz. Bombacıların tek derdi ses çıkaran her canlıyı yok etmek.

Kordiseps’in yol açtığı hastalık böyle bir şey işte. Bunun dışında herhangi bir yaratık ile karşılaşmıyorsunuz. Fakat bu üç evredeki farklı türlerin çıkardığı seslerden tutun da hal ve hareketlerine kadar oldukça gergin anlar yaşattıklarını tahmin etmeniz güç olmayacaktır diye düşünüyorum. Zaten genellikle karanlık ortamlarda karşılaştığınız Kordiseps kurbanları, bir fener ışığı ile görmeye çalıştığınız anlarda gerçekten korkulu rüyanız haline gelecektir diyebilirim.

Gelelim yaratık olmasalar da aslında en büyük düşmanlarınız olan “insanlara”. Evet yukarıda anlattığım enfeksiyon evreleri tehlikeli olabilir ama hayatta kalma iç güdüsüne sahip olarak tüm değerlerini yitirmiş olan haydutların yapabilecekleri karşısında hepsi birer melek gibiler.

Gördüklerini öldüren, her şeyi çalıp çırpan ve bu yaptıklarını hayatta kalma iç güdüsü olarak meşrulaştırmaya çalışan insanlar, The Last of Us’daki uzak ara en tehlikeli düşmanlarınızı oluşturuyor. Çünkü ellerinde türlü türlü silahları var, altlarında araçları var ve sizi öldürüp üzerinizdekileri almak adına yapmayacakları şey yok gibi. Hikayenin ilerleyişi boyunca en çok dikkat etmeniz gereken kişiler haydut olarak adlandırılan bu insanlar. Joel’in kaçakçılık geçmişi sayesinde iki tarafta da bulunmuş olması sizi biraz daha avantajlı kılıyor olsa da, yine de gözünüzü dört açıp çok dikkatli olmanızı tavsiye ediyorum.

The Last of Us’ın hikayesini ve düşmanlarımızı inceledikten sonra önce kısaca oynanıştan bahsedelim ve gelelim teknik konulara. Yapımın oynanışı bir hayli meşakkatli gelecektir en başta onu hemen söyleyeyim. Çünkü birçok tuş kullanılıyor (DualShock üzerindeki tüm tuşları bir şekilde kullanmaya hazır olun). Fakat oyuna o kadar güzel yedirilmiş durumdalar ki, başlarda zorlansanız da 1-2 saatlik oynanışın ardından olaya hemen hakim oluyorsunuz. Button Mapping o kadar iyi ayarlanmış ki, tuşların işlevleri kesinlikle doğru yerlerindeler hissiyatı yaratıyor.

The Last of Us, Survival yani ”Hayatta Kalma” türünde olsa da aslında aksiyon öğeleriyle yoğrulmuş durumda. Hatta çevrenizde gördüğünüz ufak tefek şunu taşı bunu buraya getir temalı bulmacalar dışında hiçbir bulmaca içermiyor. Yalnızca bir yerde bulduğunuz bir notta yazan kasa şifresi, ileride hayat kurtaran bir ana tanıklık etmenize sebep oluyor. Çok fazla detaya girmek istemiyorum ama bu kasa şifresi bulmacası bana direkt olarak Resident Evil’ı hatırlattı. Keşke daha fazla içeriyor olsaydı ama buna da şükür, yıllardır bu tarz şeylerle karşılaşamıyorduk.

The Last of Us bu kadar aksiyon içerince yapmanız gereken şey genellikle Cutscene olarak adlandırılan videoların arasında koşturmaca oluyor. Karşınıza çıkan düşmanları öldürerek ilerliyorsunuz. Aslında oyunun haritası direkt olarak çizgisel bir ilerleyişe sebep oluyor. Yani yer yön bulma konusunda büyük sorunlar yaşamanız olası bile değil. Rahat rahat gideceğiniz yeri buluyorsunuz. Sadece büyük alanlarda yönünüzü kaybedebilirsiniz ama bir süre boş boş gezinirseniz oyun L3 tuşuna bastırmak suretiyle size gitmeniz gereken yönü gösteriyor.

“İşleyiş bu kadar çizgiselse oyunu farklı yapan unsur ne?” dediğinizi duyar gibiyim. Hemen söyleyeyim, karşınıza çıkan düşmanlara karşı seçenekleriniz sonsuz sayılabilir. Aslında temelde iki farklı saldırı türünüz var. Birisi yakın dövüş ve bu dövüşte taş, şişe, sopa, çakı, demir çubuk, beyzbol sopası gibi farklı farklı araçları da kullanabiliyorsunuz. Diğer bir seçenek ise ateşli silahlar ve bombalar. Bu bombaları ve çakıyı kendiniz üretiyorsunuz. The Last of Us’daki silahları ise sağdan soldan topluyorsunuz ama hemen uyaralım, mermi sıkıntısı bol bol yaşandığı için yakın dövüşü genellikle tercih etmeniz gerekiyor.

Varyasyon sağlayan şey ise düşmanların olduğu alanlarda onlara hiç bulaşmadan da işlerinizi halledebilecek olmanız. Eğer biri sizi görmezse, birkaç tanesini sessizce haklayabilirsiniz ama genel anlamda karşılarına hiç çıkmadan gitmeniz gereken yolu bularak devam edebiliyorsunuz. Ya da bir anda John Rambo’ya dönüşerek karşınıza çıkan tüm düşmanları öldürme opsiyonuna da sahipsiniz. Büyük bir çeşitlilik gibi görünmese ve bugüne kadar yapılmış Stealth Action oyunların bir hayli kırpılmış hali gibi görünse de, senaryo ve hikaye anlatımına bu denli odaklanmış bir oyun için kesinlikle idare ediyor diyebilirim.

The Last of Us İnceleme

Oynanışa da noktayı koyduğumuza göre, The Last of Us’ın güçlü yanlarından bahsetmeye devam edelim. Öncelikle grafikler. Naughty Dog tamamen PlayStation 3′e özel olarak hazırladığı yeni bir grafik ve oyun motoru kullandığı için grafikler, ışıklandırmalar, gölgelendirmeler ve mekan tasarımları harika görünüyor. Oyunda dinamik hava koşulları bulunmasa da birazdan yağacak olan yağmur için gelen kara bulutları dahi görebiliyorsunuz ve bu iyi hissettiriyor diyebilirim.

The Last of Us grafikleri iyi olmasına iyi ama bazı kaplama, grafik bozulmaları ve animasyon saçmalıkları bulunmuyor değil. Yamalarla düzeltilebilecek türde hatalar olduğundan büyük problem teşkil etmeseler de, özellikle NPC’lerin animasyonlarında bazı saçmalıklar görmek sizleri The Last of Us’ın dünyasından çıkarıp bir anda oyun oynadığınız hissine kapılmaya davet ediyor. Yani demek istediğim şu ki Naughty Dog’un acilen bir yamaya ihtiyacı var.

The Last of Us’da sesler ve atmosfer ise dört dörtlük hazırlanmış. İnsanların diyalogları, diyaloglar sırasında dudakların senkronizasyonu ve hareket şekillerine kadar harika kotarılmış. Karakterlerin seslendirmeleri de oldukça başarılı. Yeri gelmişken hemen altyazıya da değineyim, Türkçe altyazı gerçekten iyi hazırlanmış. Küfürlerden ince esprilere kadar güzel bir çeviri ile karşılaşacağınızı söyleyebilirim. Hem bu sayede The Last of Us dünyasının tüm inceliklerini de öğrenebiliyorsunuz. Tabii bazı ufak tefek yazım ve çeviri hataları da bulunmuyor değil ama yine de idare eder olarak tanımlanabilecek düzeyin çok daha üstündeler. Hatta başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Bunun haricinde silah sesleri de oldukça başarılı. Silahın çıkardığı sesin uzaklaştıkça yayılması ve seyrelmesi, yaklaştıkça giderek tok bir hal alması etkileyici. Her oyunda var diyebilirsiniz ama bu kadar iyi hazırlandığını nadiren görüyoruz. Üzerine bir de harika müziklerin eklenmesiyle, The Last of Us sizleri durmadan içine çekmeyi başarıyor.

Uzun zamandır görmediğimiz kadar üç boyutlu (derin yani hikayesi olan) karakterler yaratmayı başaran Naughty Dog, PlayStation 3 için veda busesini konduruveriyor. Uzun zamandır merakla beklediğimiz bu yapım kesinlikle PlayStation 3 tarihinin en iyi oyunları listesine ilk üçten girmeyi başarıyor. Zaten Naughty Dog’un yarattığı her oyunun böyle olduğunu düşünecek olursak, şaşılacak şey değil diyebilirim.

Joel’in önceki ve sonraki yaşamı, Kordiseps’in yayılmasından sonraki yalnızlığı ve karşısına bir sürpriz olarak çıkan Ellie ile arasında geçenler gerçekten insanı derinden etkiliyor. 14 yaşında bir çocuğun yaşamak zorunda olduğu şeyler insanın kanını dondurmaya yetiyor. Hikaye ile ilgili spoiler vermek istemesem de söylemem gereken bir şey var. Oyunun sonunda gerçekleşenlere tanıklık ettikçe, Joel’e hak verip vermeyeceğinizi bilemiyorum ama bir adamın sevgi ile etik değerler arasında yapması gereken tercih, bence daha iyi anlatılamazdı.

Normal zorluk seviyesinde en az 60-70 kez ölerek 14 saatlik bir oynanış sundu bana The Last of Us. Tatmin edici uzunluktaydı ama keşke bir 50 saat daha olsaydı da oynasaydım hissine kapıldığımı söyleyebilirim. Hatta yazılan hikaye o kadar güzel ve tatmin edici ki, keşke bir sinema filmi olarak karşıma çıksaydı demekten kendimi alamıyorum. Tek avuntum ise sinema filminin en fazla üç saat süreceği, The Last of Us’ın ise 13-14 saat boyunca beni hem eğlendirip hem de hüzne boğmaya başarabilmesidir.

Eğer PlayStation 3 sahibiyseniz, The Last of Us’ı hemen satın alın. Hiç düşünmeyin. Vereceğiniz paranın karşılığını yüzde yüz olarak alacağınıza kalıbımı basarım açıkcası. PlayStation 4′ün tanıtılması ile birlikte muhtemelen artık yalnızca bu platform için projeler hazırlayacak olan Naughty Dog’un PlayStation 3 platformuna çaktığı bu selamı sakın gözden kaçırmayın. Çünkü The Last of Us’ın bitişi insanın içinde PlayStation 3′ün de sonunun geldiği gibi bir his yaratıyor. Darısı PlayStation 4′ün başına diyelim ve Naughty Dog’un bu yeni platformda neler yapabileceğini düşünmeye başlayarak kendimizi avutalım.

Devam oyunu olur mu? The Last of Us 2 gelir mi? Bunu zaman gösterecek aslına bakarsanız. Çünkü oyunun hikayesi aslında sona eriyor gibi görünse de, yeni gelişmelere oldukça gebe olan bir sona sahip. Doğal olarak Kordiseps mantarı ile Joel-Ellie ve insanlık üçlüsü arasındaki mücadeleye güzel bir final yakışır aslında. Bu tabii sadece benim umudum. Muhtemelen bir devam oyunu olmayacak.

Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
0%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...