İncelemeler
Hoşgeldiniz...
The Order: 1886 PlayStation 4 İncelemesi

Kendi adımıza geç kaldığımız The Order: 1886 incelemesi ile nihayet karşınızdayız. PlayStation 4 duyurulduğundan beri en çok beklediğim PS4 oyunu olan The Order, maalesef bu yılın başlarında gelen deneme bölümü (oyunun 5. bölümünün bir kısmıydı) sonrasında beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Hem beklediğim tarzda çıkmamış, hem de oyun çok yavaş gelmişti. Belki de bu sebeple oyun çıktığında biraz temkinli yaklaşmış, kısa bir süre içerisinde de fazla sinematiklerden yorularak kenara koymuştum. Araya biraz boşluk bıraktıktan sonra kaldığım yerden oyuna devam edip bitirdim.

Bitirmemle beraber, hatta oyunda biraz ilerlememle beraber diyebilirim, fikirlerim de değişmeye başladı. The Order 1886 için aslında tüm yazının sonucunu baştan söylemek istiyorum; klasik olma potansiyeli varken bariz hatalarla direkten dönmüş. Bu hatalara tek tek yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim ve kendimce olası nedenlerini belirteceğim.

Öncelikle The Order: 1886’nın hikayesi ile başlayalım. Oyun alternatif bir dünyada, alternatif dünyanın da Londra’sında geçiyor. The Order; İngiltere’nin Adalet Bakanlığı’na bağlı olan ve Kral Arthur’dan beri devam eden yuvarlak masa şövalyelerinin genel adı. 1886 ise oyunun geçtiği yıl. Alternatif bir dünya diyorum, çünkü hem kurt adamların olduğu bir dünya, hem de dünyanın Nikola Tesla’ya baskı yapmayıp silahları istediği gibi geliştirmesine imkan verdiği bir dünya.

Yuvarlak masa şövalyeleri gizli bir şekilde devam eder mi bilmiyorum ama bu konu ilginçtir The Order: 1886 ile oyun dünyasında, Kingsman ile de sinemada denk geldi diyebilirim. Kısaca bahsetmek gerekirse Kingsman’de yuvarlak masa şövalyelerinden esinlenen bağımsız bir casus kuruluşu başlarında Arthur olmak üzere her casusa bir şövalyenin ismini koyuyor. Galahad da Kingman’in başrolündeki Colin Firth’ün karakterinin ismi.

Yuvarlak masa şövalyeleri, 1886 yılında da devam etmektedir. İlk dönemki şövalyelerin isimleriyle göreve atanan ve Adalet Bakanlığı’na ait olan bu şövalyeler, Birleşik Hindistan Şirketi ile asiler arasındaki kapışmaya melezlerin de dahil olmasıyla ister istemez girmek zorunda kalırlar. Ancak bu üçgen arasında gelişen olaylar hikayeyi çok farklı bir yere sürükleyecektir.

The Order: 1886 da aynı yerden vuruyor. Galahad, Perceval, Arthur, Sir Lucan, Leydi Igraine gibi isimler var ki oyunu oynarken bilmeyen, kafası karışan ya da oynamamış olanlar için hızlı bir açıklama yapayım. Kral Arthur, 6. yüzyılda Britanya’nın başına geçen ve yuvarlak masa şövalyelerini kuran bir kraldı. Bu konu hakkında efsaneleri internetten biraz araştırma ile bulabilirsiniz. The Order: 1886 da Viktorya dönemi İngiltere’sinde bu geleneği devam ettiriyor, o dönemin önemli şövalye isimlerini 1886’daki yuvarlak masadaki şövalyelerine veriyor. Paragrafın başında belirttiğim isimler de 6. yüzyılda yaşamış olan şövalyelerin ya da o dönemin önemli isimlerinin (Leydi Igraine gibi) isimleri.

Oyunun tarafına dönecek olursak; Birleşik Hindistan Şirketi devlet tarafından korunup desteklenmekte ancak bir yandan da asilerin saldırısına uğramaktadır. Yoğunlaşan saldırı ve kurt adam melezlerinin (lycan) artması şövalyelerimizi harekete geçirir. Nikola Tesla’nın geliştirdiği ekipmanları kullanan şövalyelerimiz, asiler ve melezlerle önemli bir mücadeleye girişir. Maalesef oyunun hikayesi ile ilgili fazla detay veremiyorum, çünkü hikayenin güzelliği ve önemi hakkında bir bilgi sızdırmak istemiyorum.

The Order: 1886’nın en çok eleştirilen kısmı sinematiklerinin fazla olması, oynanışın istenilen seviyede esnek olmamasıydı. Bu konulara katılıyorum ancak biraz daha işi genişleterek bahsetmek istiyorum. Öncelikle The Order: 1886, uzun zamandır oyun dünyasında bağırarak istenilen hikaye eksikliğini çok güzel dolduruyor. The Order: 1886’yı oynarken ya da bitirdiğinizde işin en başında “süper bir hikayemiz var” cümlesiyle başladığını anlayabiliyorsunuz. The Order: 1886, 30-40 saat oradan oraya koşturarak milletin ayak işlerini yapacağınız türden bir oyun değil. İlerleyen bir senaryoda resmen başlayıp bitireceğimiz türden bir oyun olmuş.

The Order: 1886 PlayStation 4 İncelemesi

Eksileri de tam olarak burada başlıyor. Güzel düşünülmüş hikaye, başarılı alternatif dünya, muhteşem görseller, mekanlar, kostümler derken oynanış bir anda vasatlaşıyor. Sinematiği izlerken bir anda şu tuşa bas diyor, basıyorsunuz hareketini yapıyor devam ediyor. Arada bize oynamak için uzun boşluklar bırakıyor ancak yapılacaklar sadece şu adamı vur önündeki kapıya/koridora ulaş o kadar. Üstüne de iyice sınırlanmış bir oynanış dinamiği sunuyor. Mesela bir platforma çıktınız, önünüzde ve sağınızda başka platformlar var. Oyunda sağdakine gitmemiz gerekiyorsa önünüzdeki platforma atlayamıyorsunuz, zıplama tuşu sadece sağdakine giderken çalışıyor. Yani hata yapmayı da en aza indiriyor oyun. Bu da aslında kontrolün hiçbir zaman sizde olmadığı hissini veriyor ki oyun anlamında en büyük eksiyi buradan alıyor.

The Order: 1886, eğer hikaye olarak aynı şekilde koruyup oynanışı en azından Uncharted serisinden biraz alarak tasarlansaymış çok ciddi söylüyorum şu an bu senenin, belki de bu konsolun en iyi oyunlarından biri şeklinde yazıya başlık atmış olurduk. Bulmaca ya da zekayı zorlayacak hiçbir unsur bulunmuyor. Şimdi bu kısım bana kalırsa 2 sebeple olabilir. İlk sebep; mükemmelliyetçi bir yapıda tasarlandığından herkesin sıfır hata ile oynayarak aynı oyun deneyimine sahip olmalarının istenmesi. İkinci sebep ise sinematik bir oyun olduğu için sadece usta oyuncuların değil, yine herkesin alıp sinematik deneyimden yararlanarak optimum düzeyde ve hatasız oyun kısımlarını oynamasının istenmesi. Aslında iki taraf da başlangıç noktaları farklı olsa da sonuç olarak aynı bitiyor.

Melezler ya da kurt adamlarla dövüş kısımlarının da bir hayli eksik olduğunu belirteyim. Kurt şeklinde olanlar için taktik belli. Geldiği yerler genelde aynı olduğu için oraya bak, gelirken mermiyi yağdır, dibindeyken X’e bas, kaçarken şarjörü boşalt, koş üçgene bas; geçmiş olsun. Boss dövüşleri ise bundan daha kolay; gösterilen tuşlara bas yeter. Her çıktığında gerilmeme sebep olan lycan’ların bu derece kolay geçilmesi de biraz havayı kaçırıyor.

The Order: 1886 oynanış kısmından fazlasıyla dert yandım ama bu oyunu bitirdiğinizde zevk almayacaksınız ya da oynarken bile canınız istemeyecek anlamına gelmesin. Oyunun kendi sınırlı dinamiğine alıştıktan sonra hikayesi sizi sardığı için kendine fazlasıyla çekiyor. Tabii ki basit oynanışa sahip olduğu için de hızlı bir oynanışa sahip. Sinematikler başta insanı sıksa da hikaye yine kendine çektiği için ilerleyen bölümlerde iple çeker hale geliyorsunuz diyebilirim. Sürekli olarak şu oynanışı atlayayım da bakalım olaylar nasıl gelişecek, kim ne diyecek şeklinde merak oluşturuyor. Bu da oyunun hikaye kısmının yine çok iyi tasarlandığını gösteriyor.

The Order: 1886’nın grafikleri tek kelime ile mükemmel. Sinematik bir oyun yakıştırmasını yazıda belirttim ki bu yakıştırmayı ben yapmıyorum; oyunun geliştiricisi Ready at Dawn’a ait. Bu deneyimin iyi yanı, sinematikleri izlerken bir anda oyuna geçmesi ve bu geçisin inanılmaz derecede akışkan olması. Oyunda loading ekranı diye bir şey yok. Kötü tarafı ise sinematik adı altında oyunun altına ve üstüne siyah bar atması. Bu fazla widescreen görüntüler, ekranın bir kısmının işlevsiz olmasını sağlıyor ki filmlerde bile nefret ettiğim bu olayı oyunda görmek beni bir hayli mutsuz etti. Televizyonların oranları belliyken neden bu orana uygun bir ürün ortaya çıkarmazlar anlamak güç doğrusu. Hadi oraları siyah bırakıyorsun, bari altyazıydı, mermi durumuydu, oyunla ilgili bazı bilgileri buralara yerleştirseydin de bir işe yarasaydı.

Toparlayacak olursak The Order: 1886 için tek bir cümle ile bitirmek güç olur. Mutlaka alıp oynamalısınız diyebilirim aslında, ancak bu tarz oynanışı sevmeyecek, hikayeye bu kadar önem vermeyecek onlarca insan tanıyorum. Dolayısıyla The Order: 1886’yı eğer hikayeye önem veriyorsanız mutlaka oynamalısınız diye cümleyi düzeltmek istiyorum. Eğer hikaye sizin için asla birinci planda olmadıysa The Order: 1886’da aradığnıızı bulamama imkanınız var. Hikaye konusunda da şunu eklemek istiyorum; The Order 1886, beni kendi dünyasına o kadar çok çekti ki, oyunun başında burun kıvırırken bittikten sonra ciddi bir şekilde üzüldüm.

The Order: 1886, hikaye ve grafiklerin çok fazla ön plana çıktığı bir oyun. Fakat ilk defa da güzel grafiklerin sattırmayacağı bir oyun diyebilirim çünkü oynanış anlamında büyük eksileri bulunuyor. Hikayeye çok önem veren biriyseniz, ortalama 7 saat süren The Order’ın oynanabilir sinemasını tercih edebilirsiniz.

PlayStation’ınızda Trophy toplamayı sevenlerden biriyseniz de The Order 1886 sizi fazlasıyla memnun edecek. Az sayıda Trophy bulunuyor ve bunların bir kısmı altın, bir kısmı gümüş. Hiçbir bronz kupa yok ve en önemlisi Platinium’u almak da çoğu oyuna göre kolay. Tek sıkıntısı sanırım toplanabilir eşyaların durumunu belirtmiyor olması. Oyunu bitirdikten sonra istediğiniz bölümün istediğiniz kısmını oynama imkanı sunulmuş ancak hangi bölümde ne topladık ya da ne eksik kalmış maalesef göremiyoruz. Bunu oyunun herhangi bir menüsünden de göremediğimiz için toplanabilir şeylerle ilgili kupa eksik kaldıysa mecburen oyunu baştan oynamanız gerekebilir.

The Order: 1886’nın Türkçe altyazı seçeneği ile geldiğini de belirteyim. Altyazıyı büyütme imkanı olmaması kötü olmuş, yazılar gerçekten başta çok küçük geliyor. Ancak bulmuşken yakınmak olmaz, böylesine hikayenin çok önemli olduğu bir oyunun Türkçe menüye ve altyazıya sahip olması çok büyük bir artı.

Artıları: Artılar kısmını aslında alt başlık olarak tepede bulabilirsiniz. Viktorya dönemi Londra’dası, alternatif dünyayı güzel oluşturmaları, Nikola Tesla’nın oyun ve alternatif dünyaya katkısı, kurt adamlardan oluşan ara lezzetler, senaryonun çok başarılı olması, yükleme ekranının olmaması, başarılı grafikler ve Türkçe altyazı desteği.

Eksileri: Oynanış oyun oynamaya ilk defa başlayacak biri için tasarlanmış gibi. Hiçbir zeka unsuru gerektirmemesi oyunun oynanabilir kısmını tekdüze hale getiriyor. Tekrar oynamayı en azından toplanabilirleri toplamak için bile imkansız hale getiriyor. Sinematik adı altında alta ve üste siyah bar atıp ekranı küçültmesi.

Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
0%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...