İncelemeler
Hoşgeldiniz...
The Spec Ops: The Line İnceleme

Bu sıcak yaz günlerinde oynamak istemeyeceğiniz oyunlardan birisi olacak The Spec Ops: The Line. Zaten oldukça sıcak, bol bol sıvı tüketip bol bol terliyoruz. Bir de uçsuz bucaksız çöllerde geçen bir oyun, sanırım kimse pek istemez. The Spec Ops sessiz sedasız bir şekilde oyun dünyasında yerini aldı. Pek çoğunuzun oyun hakkında fikir sahibi olmadığını düşünüyorum. Oyunla ilgili kafanızda net bir şey oluşması için incelememize başlayalım.

Öncelikle hikâyeden başlamayı düşünüyordum ancak fark ettim ki, hikâye ne kadar güzel olursa olsun, oyunun diğer mekanikleri, oyunun başında sizi tutmuyorsa, istediğiniz randımanı ve kurguyu vermiyorsa, hikaye kısmı havada kalıyor. Oyunun hikâyesinin sonunu görmek bana göre diğer mekaniklere bağlı. O yüzden ilk başta hikâye kısmını es geçip, biraz grafikten, sesten ve oynanıştan bahsedelim.

Öncelikle The Spec Ops: The Line Dubai’de geçtiği için bol bol çöl ve o çöllerin arasında muhteşem binalar bulunuyor. Dubai ülkesini çoğunuz biliyorsunuz zaten. Birbirinden güzel mimari eserlerin yanı sıra, iyi de bir tatil cenneti. Zengin kişilerin sık sık uğradığı yerlerden birisidir. Ama oyunumuzda Dubai çok farklı ve sürekli kum fırtınalarının olduğu bir yer haline dönüşmüş. Dev gökdelenler yıkılmaya yüz tutmuş, insanoğlu bırakıp gitmiş güzelim yeri. E ne yapacaklar, başka çareleri yok. Oyunda 3 kişiden oluşan bir ekibimiz var. Karakterlerimizin yüzüne baktığınız zaman, terlediklerini görüyorsunuz ve bu da sizi iyice terletmeye yetiyor. Oyunlarda pek alışık olmadığımız bir durum. Genelde boks oyunlarından aşina olduğumuz bu durumu oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Zaten sıcaktan patlıyoruz, bunu gördüğümüz an iyice nefesimiz kesiliyor.

The Spec Ops: The Line takım tabanlı bir oynanış sunmaya çalışıyor. Takımımızın karakterleri oldukça iyi yapılmış ancak bunu düşmanlarımız için söyleyemeyeceğim. Bunun dışında bazı yerleri patlatarak düşmanlarımızın çoğunu etkisiz hale getirebiliyoruz, ancak bu yerler oldukça sınırlı. Zaten sıkışık bir oyun alanı sunulduğu için pek bir heyecan katmıyor. Çevre detayları iyi gözüküyor ama dediğim gibi zaten kısıtlı bir alan verilmiş bize. Böyle bir oyunda daha fazla özgürlük sunulsaydı çok daha iyi olurdu. Bunun dışında çevreyle etkileşim mümkün olduğunca az. El bombaları neredeyse hiç zarar vermiyor.

The Spec Ops: The Line İnceleme

Etrafta şu yere sabitli, koca makinalı silahlardan bulunuyor. Sıkıştığımız zaman onları kullanıyoruz. Düşmanlar akın akın üstünüze geliyor. Burada takımınıza komut verebiliyorsunuz. Ama zaten verseniz de pek bir şey değişmiyor. Takım tabanlı bir oyun yapıyorsan eğer daha iyisini yapmalısın. Takım arkadaşlarımız, çoğu zaman ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bazen saklanmak yerine düşmanın mermilerini göğüsleriyle karşılıyorlar, nitekim düşmanlarımızın çoğunun yaptığı gibi. Yapay zekâ olmamış anlayacağınız. Bazen düşmanımız çok saklanıyor, bazen önünüze atlayıp, yanımıza kadar sokulup ateş etmeye çalışıyor. Oyunda yakın dövüşlere de girebiliyoruz. Bu yakın dövüş olayını sevdim, düşmanı bazen yere yatırıp, yumruğumuzla etkisiz hale getiriyoruz. Çatışma anında eğer düşmanlarınızı kafadan vurduysanız o anlık bir zaman yavaşlama olayı oluyor. Eğer kafadan vurmaya devam ederseniz, çoğu düşmanı etkisiz hale getirebiliyorsunuz. Bu da ekstra bir avantaj sağlıyor ve neredeyse ölümsüz oluyorsunuz.

Yumruktan konu açılmışken, oyunda ki ses olayına gelelim. Yumrukla bir alakası yok ama ses konusunu açmak lazım. Müzikleri pek duyamasam da, silah sesleri, çevre sesleri özellikle çatışma sesleri iyi olmuş diyebilirim. Karakterlerimizin sesleri de her oyunda olduğu gibi, oldukça özenle yapılmış.

The Spec Ops: The Line oyununun çoklu oyuncu kısmına gelirsek, burada sizleri pek sürpriz beklemiyor. Klasik Deatmatch vb. modlar bulunuyor. Bazı silah ve gereçleri ilerledikçe açıyorsunuz. Dörtlü takımlar halinde savaşdığınız mod bulunuyor. Kendi üssünüzü korurken diğer gelen gurubu etkisiz hale getirmey uğraşıyorsunuz. Pek bir şey beklemeyin, oyunda ne yaparsanız yapın, yine de sizi başında tutmayı başaramıyor. Bunun yerine Payday: The Heist oynayın daha iyi.

Oyunda ilerledikçe dramatik bir havanın oluşturulmaya çalışıldığını gözlemliyorsunuz. Zaten oyun başlarken bizim takım, saldırıya uğramış Amerikan askerlerini görüyorlar ve buradan sonra oyun başlıyor. Bazı bölümlerde esir düşmüş insanları, işkenceye uğramış insanları görüyorsunuz. Bunları görünce pek üzülmedim, aksine klasik 3.sınıf Hollywood filmleri aklıma geldi. Dramatik sahneler koyarak seyirciye duygu sömürüsü yapmak gibi. İlerledikçe The Spec Ops: The Line hikayesi biraz daha ilginç hale gelse de, oyun kendini oynatmadığı ve çizgisel gittiği için ilginiz de git gide azalıyor. Etrafta bulunan, hoparlörlerden size bazı talimatları veren bir kişi bulunuyor, siz de bu talimatlara uyarak ilerliyorsunuz ve hikayeyi çözmeye uğraşıyorsunuz. Hikayenin sonunu benim gibi bir çoğunuz görmeden oyunu kapatacaksınız.

Geldik yazımızın sonuna. Oyun ilk başlarda ilgimi çekti ancak daha ilk bölümden ne olduğunu anladım ve oyun orada benim için bitti zaten. Bazukayla hemen önümüzde ki düşmanı vurmak ne kadar heyecanlı değil mi? Kanası alıyoruz on metre ötemizdeki düşmanı avlamaya çalışıyoruz. Zaten özgürlük pek yok. Çizgisel ve sürekli aynı şeyleri yapıyoruz. Çoklu oyuncu kısmı uzun ömürlü değil. Ne yaparsanız yapın, kendinizi oynamak için zorlasanız bile yine de bir süre sonra kabak tadı vermeye başlıyor. Sonuç olarak, son çıkan oyunları oynayın, oynadıysanız daha önce oynamadığınız ama beklediğiniz oyunları oynayın, onları da oynadıysanız bu oyuna bir bakın. En son bakacağınız oyun bana göre The Spec Ops: The Line.

Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
0%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...