İncelemeler
Hoşgeldiniz...
Tomb Raider (2013) XBox 360 İncelemesi

Oyun dünyasının efsane karakteri Lara Croft, muhteşem bir geri dönüşle bu ay karşımızda. Tomb Raider ve Lara Croft isimlerini herhalde duymayan kalmamıştır. Bazıları (ki esas hayranlar diyebiliriz) bilgisayar için çıkan ilk Tomb Raider oyunlarından aşinadır, bazıları ise (burası da yeni nesil oluyor) oyunlardan çok Angelina Jolie’nin canlandırdığı filmden tanır. Lara Croft, oyun dünyasının en önemli bayan aksiyon karakteri olmasının yanı sıra en seksilerinden de biridir diyebiliriz. Burada parantez açmak gerekebilir çünkü yıllar içerisinde çok farklı oyunlar ve karakter modellemeleri geldiği için bazı versiyonları için çok da seksi tasarlandığını söyleyemem.

Tomb Raider serisinin ilk üç oyunu tüm oyuncuların gönlünde ayrı bir yerdedir desem yalan olmaz herhalde. Benim de zamanında bulmak için epey uğraştığım, CD ile uzun süren kurulum aşamasından sonra saatlerce oynadığım Tomb Raider serisi, maalesef üçlemeden sonra hızla kan kaybetmeye başlamıştı. Bu arada ilk oyunlarda köpekbalıkları ve dinazorlu bölümlerde epey korktuğumu halen hatırlarım.

Nokia’nın piyasaya çıkardığı N-Gage’in bile çıkış oyunlarından biri olmuştu Tomb Raider. O zamanlar halen popüler döneminde olsa da kan kaybetmeye devam ediyordu. İşte benim için de Tomb Raider o dönemlerde tarihin tozlu sayfalarındaki yerini aldı. Son dönemlerde çıkan Underworld, Legacy gibi oyunların hiçbirini oynamadığım gibi, oynasam mı diye düşündüğümü de söyleyemem. Zaten oynayan arkadaşlarımdan gelen yorumlar da Tomb Raider’ın artık hafızalarda kaldığını gösteriyordu.

Belki XBox Live Arcade ve PSN için çıkan Lara Croft: Guardians of Light oyunu serinin ismine yakışır yorumlar alsa da Arcade oyun ile eski oyunları ya da uzun süren büyük oyunları karşılaştırmak olmazdı elbette.

Yeni Tomb Raider’a başlamadan önce aslında serinin yapımcı hikayesini de kısaca özet geçmek gerek. Core Design firmasının yarattığı Tomb Raider serisi, ilk olarak 1996 yılında piyasaya çıktı. 2000 yılına kadar da firma her sene bir oyun çıkardı. Core Design, 6. oyunu olan The Angel of Darkness’ı ise 3 sene sonra yani 2003′te çıkardı. Oyun pek başarılı olmayınca Tomb Raider bayrağını Crystal Dynamics firmasına devretti.

Crystal Dynamics ise 2006′da Legend ile piyasaya çıktı, ardından 2007′de Anniversary (10. yıl özel oyunu), 2008′de ise son oyun olan Underworld’ü çıkardı. Oyunlar kendi çapında başarılı olsalar da ancak türü seven ya da Tomb Raider’a aşık olanların oynadığı bir seri haline gelmişti. Guiness rekorlar kitabına bile giren, Call of Duty’den önce de oyun dünyasının en çok satan markası olan Tomb Raider’a bir düzenleme gerekiyordu. Ya yeniden yapımcı firma değişecekti ya da oyun yeniden yaratılacaktı. Crystal Dynamics, belki de bu zor olan yolu seçti ve Tomb Raider’ı yeniden yaratmak için resmen içlerine kapandı. Kapandı diyorum çünkü oyun dünyası hiç 5 yıllık Lara Croft ayrılığı yaşamamıştı. Gerçi firma bu 5 yıl içerisinde PSN ve Arcade oyunu olan Guardians of the Light’ı yayınlamış olsa da onu saymamak gerek.

Tomb Raider’ın bu yokluğunda türün en iyi örneklerinden olan Uncharted serisi ortaya çıktı. Naughty Dog firması, Uncharted ile Tomb Raider tarzı oyun türüne resmen yeni bir soluk getirmiş, bu sefer erkek karakter olan Nathan Drake’i bir anda aksiyon, macera oyunlarının en önemli karakteri yapmıştı. Sadece PlayStation 3′e özel bir oyun serisi olsa da Uncharted, Tomb Raider’ın çöküş döneminde bir anda sivrilmiş, konsol sattıran oyun haline gelmişti. Crystal Dynamics, yeniden yaratma döneminde dersine iyi çalışarak Uncharted’ı fazlasıyla incelemiş dersek yanılmış olmayız herhalde. Türe yeni bir oynanış getiren Uncharted esintileri yeni Tomb Raider oyununda fazlasıyla hissediliyor. Hem de eksik olmadan, fazlalarıyla birlikte.

Lafı çok da fazla uzatmadan (daha ne kadar uzatabilirdim zaten merak ediyorum) yeni Tomb Raider oyununa artık hızlı bir giriş yapmak istiyorum. Crystal Dynamics’in 5 sene boyunca yeniden yaratmak için uzun uğraşlar verdiği Tomb Raider mükemmel bir geri dönüş yapmış durumda. Ben ki Uncharted hayranıyımdır, üçüncü oyunu tekrar oynamak için PSN’den satın aldığım günlerde beni Uncharted’dan soğutmayı başardı.

Yeni Tomb Raider’da her şeye baştan başlıyoruz. İngiliz arkeolog olan ve ailesini küçükken kaybeden Lara Croft, henüz 21 yaşında gencecik bir kız. Babasının yani Croft kanını taşıması onun bazı konularda cesur olmasını sağlasa da hayata karşı çok da güçlü duruşunun olmadığı zamanlarda. Bir ekip ile birlikte Endurance gemisiyle yolculuk etmekte olan Lara, yapmak istediği bir keşif için gemiyi adaya götürmeye ikna eder. Ne var ki gemi adaya yaklaştığında kopan fırtına, gemiyi batıracak ve mürettebatın adaya sığınmasına neden olacaktır. Daha oyunun en başına Lara, adanın gizemli yerlileri tarafından kaçırılırak kendini bulur.

Crystal Dynamics’in senaryonun bu kısmında çok başarılı bir iş çıkardığını itiraf etmem gerekiyor. Kaçırılmanın hemen ertesinde oyuna başlamamız, bize henüz toy bir kız ile gizemlerle dolu bir adaya düştüğümüz hissini aşılıyor. Zaten elimizden kaçmak dışında bir şey gelmeden oynamaya başlıyoruz ki oyunun zekayı çalıştırmak gerektirdiğini gösteren ilk bulmaca ile karşılaşıyoruz.

The Hobbit filminin eleştirisi ile Hobbit ve Felsefe kitabının incelemesinde değindiğim bir konu vardı. Yüzüklerin Efendisi serisinde izlediğimiz Frodo’nun amcası Bilbo Baggins, Hobbit kitabının başında ve sonunda çok farklı karakterler sergiliyordu. Henüz filmin (veya kitabın) başında macera kelimesini bile duyduğunda korkan, kendisine yapılan teklifi net bir şekilde reddeden Bilbo, sonra ne olduysa kararını değiştiriyor ve kendisini belki de (ve büyük olasılıkla) ölüme sürükleyecek bir maceraya atılıyordu. Ölmeden dönmesiyle birlikte de hayatının geri kalanını, maceradan önceki Bilbo’dan çok daha farklı bir karakter ile sürdürüyordu. Felsefi açıdan bakıldığında ise Bilbo, karakterlerin karşılaştığı durumlarda karakterlerinin değişebileceğinin örneğini veriyordu.

Tomb Raider oyununda ise aynısını Lara Croft ile yaşıyoruz. Yaşıyoruz diyorum çünkü oyun boyunca yaklaşık 9-10 saat Lara Croft’un bu değişimine tanık oluyoruz. Fakat tanık olmaktan öte Lara ile biz de değişiyoruz diyebilirim. Oyunun henüz başında geyik avlamak için çekinen ve bunu biraz da korkarak yapan Lara, aynı duyguları bize de aşılıyor. Oyunun henüz başında, oyuna alışma turlarında korkan karakterimiz ile birlikte biz de tedirgin olarak oynuyoruz. Ancak oyun ilerledikçe, özellikle ortalardan sonra Lara tam anlamıyla farklı bir karaktere sahip oluyor. Lara’nın değişimi bize de yansıyor ve bu şekilde çok daha sert ve saldırgan bir oyun sergilemeye başlıyoruz. Bu da senaryonun ne denli başarılı bir şekilde oyuncuya aktarılabildiğinin kanıtı.

Tomb Raider (2013) XBox 360 İnceleme

Tomb Raider tamamiyle bir adada geçiyor. Senaryo hakkında çok fazla konuşmak istemiyorum çünkü söyleyeceğim her bilgi, oyunun ilerleyen bölümlerinde ortaya çıkacağından keyfinizi kaçırmak istemem. Yine de spoiler fazla vermeden Lara Croft ve arkadaşlarının güneş tanrısını araştırmak için geldiklerini, gemilerinin batmasından sonra hayatta kalma mücadeleleri sırasında da adanın birçok gizemli yönünü keşfettiklerini söyleyebilirim.

Japonya yakınlarındaki ada, muhteşem bir şekilde tasarlanmış diyebilirim. Oldukça büyük bir haritaya sahip. Belki Far Cry 3 kadar olmasa da yeterli büyüklüğe sahip. Adada özgürce dolaşma izni verilmiş olsa da yolunuzu bulamama gibi bir şansınız da bulunmuyor. Zaten LB (XBox 360 versiyonunda) tuşuna bastığınız zaman çevredeki ipuçlarını gösteren bir görünüm oluşuyor. Siyah beyaz ekranda tutunabileceğimiz, çevreyle etkileşime girebileceğimiz materyaller ve gideceğimiz yer sarı ile gösteriliyor.

Ada boyunca ilerlediğimizde sürekli olarak karşımıza base camp yani kamp ateşleri çıkıyor. Kamp ateşleri, oyun boyunca topladığımız salvage ve xp’leri harcayabileceğimiz yegane noktalar. Ayrıca yine kamp ateşleri arasında Fast Travel özelliğini kullanarak adada dolaşabiliyor, geçtiğimiz mekanlara hızlıca geri gidebiliyoruz. Tabii bunu sadece eksik kalan eşyaları toplamak için yapıyoruz diyebilirim. Muhtemelen oyun boyunca kullanacağınız bir özellik olmayacak, fakat oyun bittikten sonra yüzde 100 olarak bitirmek istiyorsanız hayatınızı kurtaracak.

Tomb Raider’da Salvage ve XP demişken biraz daha açalım. Öncelikle ikisi de bir şekilde birbirine bağlı özellikler. XP’leri adam öldürerek, headshot yaparak, yakın dövüşte kazanarak, gizli kutuları açarak, hayvan öldürüp onu yüzerek kazanıyoruz. Kazandığımız XP’ler ile kamp ateşlerinde 3 temel kategoride (yaşama özellikleri, silah ve yakın dövüş) bulunan yetenekleri geliştiriyoruz. Her kategoride birçok yetenek var ve atladığımız her level bize bir adet yetenek puanı kazandırıyor. Bir kategorideki tüm yetenekleri ve tüm kategorilerdeki tüm yetenekleri açmanın size ekstra achievement ya da trophy kazandıracağını da belirteyim.

Salvage’ın Türkçesi kurtarılmış mal demek ki özellikle deniz ve yangın kazalarından kurtarılan mallara denir. Zaten oyun boyunca etrafta bulunan kutulardan alsak da birçok zamanda bazı eşyaları yakıp içlerinden toplamamız gerekiyor. Salvage’ı tahta kutuları kırarak, büyük kutaları açarak veya öldürdüğünüz adamlarla hayvanların üzerinden topluyoruz. Topladığımız Salvage’lar ile yine kamp ateşlerinde silahlarımızı geliştirmek için kullanıyoruz. Yalnız burada bir parantez açmam gerek. Silahları geliştirmek için yeteri kadar Salvage’ımız olsa da bazen silahların gerekli parçalarına sahip olmuyoruz. Bu yüzden de adada daha fazla dolaşıp, kutu kırıp ya da adamların üstlerini arayıp silah upgrade parçaları bulmamız gerekiyor. Bir geliştirmenin 3 parçasını topladığımızda Salvage’lar ile kamp ateşlerinden o geliştirmeyi satın alabiliyoruz.

Salvage ile XP birbirine bağlı demiştim hatırlarsanız (Hatırlamıyorsanız zaten yazıyı okumaya buradan başladınız demektir). XP’ler ile yaşam ile ilgili yetenekleri açarsanız daha fazla XP ve Salvage kazanma yeteneklerini geliştirmiş olursunuz. Böylece daha oyunun başından daha fazla Salvage kazanarak silahlarınızı daha hızlı bir şekilde geliştirebilirsiniz.

Tomb Raider’daki kamp ateşleri konusunda küçük bir eklemek yapmak istiyorum. Oyun boyunca gerek duyduğumuz hemen her anda ortaya çıkan kamp ateşlerinin hepsi fast travel özelliğine sahip değil. Sadece haritadaki önemli noktaların önemli kamp ateşleri arasında gezebiliyoruz. Oyun sonunda sanırım toplamda 12 gibi bir sayıda fast travel özelliğine sahip kamp ateşi bulunuyor. Yoksa oyun boyunca 20’den fazla kamp ateşiyle karşılaşıyoruz. Kamp ateşleri de yukarda belirttiğim gibi gerektiği anda özellikleri geliştirmemizi sağlıyor. Kamp ateşlerini gördüğümüz, keşfettiğimiz anda oyun kendini kaydediyor. Zaten oyunun kendi kayıt özelliği bulunuyor. Hiçbir şekilde sizin ekstra kayıt etme şansınız bulunmuyor.

Otomatik kayıt sistemi de her gerekli anda kaydettiği, yoğun çatışmalarda biten dalganın hemen sonunda kaydettiği için hiçbir sorun teşkil etmiyor. Çatışmalarda ilk dalga bittiğinde ikinci dalgada ölürseniz, ikinci dalganın hemen başından başlıyorsunuz.

Ölüm demişken oraya da ayrı bir paragraf açmak gerek. Tomb Raider oyununda öldüğümüz zaman son kayıt noktasından başlıyoruz ve ölmeden önce topladığımız materyalleri bir daha toplamamıza gerek kalmıyor. Öldüğümüzde ise gerçekten ölümü hissediyoruz diyebilirim. Öyle Nathan Drake’in basit ölümleri gibi değil. Örneğin kalbimize kılıç saplanabiliyor, derelerde molozlar arasına dalarsak demir sopalar boğazımıza girebiliyor, tam boynumuzdan okla vurulabiliyoruz. Lara’yı o halde görmek istemesek de ölüm çeşitliliği ve ciddi bir şekilde gösterilmesi oyunun gerçekçiliğini de arttırıyor.

Oyunda silah taşıma konusunda ekstra bir seçeneğiniz bulunmuyor. Tomb Raider’da zaten toplamda 4 adet silah var. Bunlar (en önemlisi) ok, pompalı, taramalı tüfek, tabanca. Dört silah da gerekli geliştirmeler yapıldığında epey güçlü oluyorlar. Her silahın da belli adam öldürme sayısı kadar achievement ve trophy’si olduğunu belirteyim. Ok her zaman için sessiz ve güçlü bir silah olsa da ilerde çıkacak olan tabancanın susturucu güncellemesini yapmanızı tavsiye ederim. Bir bölümde sessiz bir şekilde belki 10′dan fazla adam öldürmeniz gerekecek, o sırada ok kullanma kabiliyetiniz güçlü değilse ya da adam yürürken ıskalarsanız tüm dikkati üzerinize çekebilirsiniz. Ama yine de oyundaki en zevkli silah kesinlikle ok. Bir de sonlara doğru ateş özelliğini kazanıp güçlendirince kalkanlılar bile bizi korkutamıyor.

Yazı şimdiden epey uzun oldu, yine de Tomb Raider hakkında anlatacak çok konu var. Belki de oyunu fazlasıyla beğendiğim için birilerine anlatmak isteğimden de yazıyı uzatıyor olabilirim. Artık biraz toparlasam iyi olacak.

O zaman hızlıca Tomb Raider grafiklerine girelim, muhteşem diyip çıkalım. Çok mu hızlı oldu? Crystal Dynamics, eski Tomb Raider motorunu kullanmayı bırakıp yeni bir motor üzerinden oyunu tasarladı. Bu da etkisini fazlasıyla hissettiriyor. Yaşayan bir adada grafikler günümüz konsollarında bile muhteşem duruyor. PC için DirectX 11 destekli üst model kartlarda daha da güzel olduğunu itiraf edeyim. Yine de konsolda oynayacaksanız grafikler sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Çimenlerin hareketi, hayvanların yaşantısı, ağaçlar, enkazlar ve niceleri gerçekten muhteşem. Tüm hayvanlarla etkileşime geçebildiğinizi de belirtelim; yani kısaca öldürebildiğinizi.

Tomb Raider, Uncharted gibi ya da eski Tomb Raider’lar gibi bir oyunda çok mekana gitmiyor. Yani sadece adadayız. Bu yüzden Uncharted’daki mekan çeşitliliği bulunmasa da tek ada içerisinde bu konuyu gayet iyi çözmüşler. Mağaralar, tapınaklar, dağlar, tepeler, ovalar, kırlar, sahiller gibi farklı ada mekanlarına uğruyoruz, bu da bize çeşitlilik sağlıyor. Hepsinin atmosferinin muhteşem olduğunu söyleyebilirim. Oyun boyunca birçok kez Lara’ya bakmayı bırakıp etrafı inceledim. Görsellik muhteşem.

Oyun içinde bolca bulmaca bulunuyor. Özellikle de oyuna ismini veren Tomb yani mezarlar içerisinde. Senaryoda ilerlerken karşımıza çıkan bulmacalar gerçekten çok basitler. Her mezarda (toplamda 5 tane var) ise hazineye ulaşmak için bir bulmacayı çözmeniz gerekiyor. Bazıları basit bazıları zor. Zor dediğime de bakmayın, biraz zeka her sorunun üzerinden geliyor. Zaten bir süre sonra Lara Croft da size ipucu vermeye başlıyor. Mezarlar oyun içerisinde gizlenmiş olsa da yaklaştığınızda çan sesini duyuyorsanız bir mezara çok yakınsınız demektir. Genelde bulmama şansınız pek yok gibi, eğer benim gibi eetrafta kutular arıyorsanız illa ki karşınıza çıkıyorlar. Ama kaçırırsanız da üzülmeyin Fast Travel hayatınızı kurtarıyor. Mezarlar, özellikle XP kazanmak ve yetenek geliştirmek için büyük önem taşıyor.

Tomb Raider’dan bahsedip Lara Croft’dan bahsetmemek olmaz. Birçok kişi için Lara Croft, Angelina Jolie ile ilişkilenmiş olsa da yeni Lara Croft’un 21 yaşında olduğunu belirtelim. Geçtiğimiz haftalarda yaptığımız haberde de yeni filmin bu oyun üzerinden olacağını belirtmiştik. Yani artık zihnimizden Angelina Jolie’yi çıkarsak iyi olacak. Onun Lara Croft devri kapandı. Oyunda Lara Croft’a hareketleriyle ve sesiyle renk katan Camille Luddington gerçekten bir içim su… Öhöm yani gerçekten başarılı. 83 doğumlu olan İngiliz aktris, İngiliz arkeolog Lara Croft’a muhteşem İngiliz aksanıyla hayat veriyor. Oyun içerisinde yer alan yapım videolarından da yapım ekibinin yeni Lara Croft’tan pek memnun olduklarını görüyoruz. Eğer Camille’i görmek istiyorsanız, oyun menüsünde ekstralardan yapım videolarını izleyebilirsiniz.

Aslında anlatacağım birkaç konu daha var ama yavaş yavaş bitireyim. Bu arada oyun boyunca relic, döküman ve gps sinyali kategorilerinde eşyalar topluyoruz. Bu eşyalar hem oyun hakkında bilgi veriyor, hem ekstralar menüsünde yeni materyallerin açılmasını sağlıyor, hem achievement kazanmanıza yarıyor hem de oyunu yüzde yüz bitirmenize imkan veriyor. Öte yandan topladığımız eşyalar, arkeolog ruhumuzun da canlanmasını sağlıyor diyebilirim.

Oyunun seslerini iki taraflı anlatmak gerek. Doğanın sesi, Lara’nın sesi (!) ve efektler son derece başarılı. Müzikler için aynısını söyleyemem. Uncharted, God of War, Gears of War, Halo gibi oyunlarda oynadıktan sonra sürekli olarak tema müzikleri kulağımızı tırmalar. Tomb Raider’da böyle bir durum söz konusu değil maalesef. Oyunun belki de en büyük eksiği de bu. Başarılı bir tema müziği ve oyun içerisinde müzikler bulunmuyor. O kadar iyi bir şekilde yedirilmiş ki farketmiyoruz bile müziği. Belki de hiç yoktu. Bilemedim şimdi, hiç dikkatimi çekmedi gerçekten müzikleri. Oyunun sonunda çalan müzik de olsa da olur olmasa da cinsinden.

Tomb Raider Multiplayer modu da başta deathmatch olmak üzere eğlenceli bir yapıya sahip. Yine level atlama, silah geliştirme ve karakter açma konusundan fazla öteye gidemiyor. Zaten oyunun temel noktası singleplayer modu olduğu için multiplayer biraz oyuncular vakit geçirsin diye koyulmuş. Lara Croft karakteri 60. level’da açılıyor ancak o kadar kasabileceğimi hiç sanmıyorum. Belki de achievement kazanmak için oynanabilir ama yine de sadece kısa süreli vakit geçirmelik bir mod olmuş. Kötü değil, onun altını çizeyim.

Gelelim uzun yazının özetine. Tomb Raider, muhteşem bir oyun olmuş. Oyunun sloganı olan “Survival is born” cümlesini resmen oynayarak görüyoruz. Korkak bir kızdan belki de bir canavar yaratıyoruz. Özellikle bir bölümde düşmanlarına korku salarak üzerine gitmesi gerçekten en güzel anlardan biriydi.

PC, XBox 360 ve PlayStation 3 için çıkan Tomb Raider en başta singleplayer modu için mutlaka alınıp oynanmalı. Tomb Raider 1-2-3′ten sonra yeni Tomb Raider oyunun da önemli bir seri başlatacağını net bir şekilde söyleyebilirim. Ben şimdiden Tomb Raider 2′yi beklemeye başladım. Ayrıca Uncharted’dan daha güzel olduğunu altınız çizeyim. Bu da o türü sevenlerin kendi konsolunda ya da bilgisayarında da oynayabileceği anlamına geliyor. Bildiğiniz gibi Uncharted sadece PS3′e özel bir oyundu.

Tomb Raider, bu yılın başında çıkmış olsa da bu yılın en iddialı oyunu konumunda. Şimdilik benim için en iyi oyun oldu bile, alt edecek bir oyun gelir mi bilinmez ama bu senenin en iyi ilk 3′ünde olacağı şimdiden kesin gibi. Lara’nın hatrı yeter zaten.

Oy Kullan
Çok İyi
0%
İyi
0%
Fena Değil
0%
Beğenmedim
0%
Yazar Hakkında
Kalof Tati
Yazılarını sosyal medya platformlarınızda paylaşmanızdan, sitede sörf yapmanızdan ve yorum yazmanızdan memnuniyet duyan bir website amelesi ve amatör Call of Duty oyuncusu...